Muavinin gür sesi otogarın geceye karışan uğultusunu bir anlığına bastırdı. Bunu duyan çocuk sigarasından son bir iki nefes daha çekti. İzmariti yere atıp ayağıyla ezdi, sonra hızlı adımlarla otobüsün ön kapısından içeri girdi. Koridorda ilerlerken bir eliyle koltuk numaralarına bakıyor, diğer eliyle sırt çantasını düzeltiyordu.
Tam arka taraflara yaklaşmıştı ki yumuşak bir kadın sesi duyuldu:
“Kaç numara?”
Başını kaldırdığı anda zaman sanki bir anlığına durmuştu. Karşısındaki kızın yüzü otobüsün sarı ışıkları altında olduğundan daha güzel görünüyordu.
1453
Kız kaşlarını kaldırdı. Nasıl yani?
Kız da gülmeye başladı. O gülüş, çocuğun içindeki bütün heyecanı daha da büyütmüştü.
İstanbulun fethi dedi yani ortaçağ kapandı yeniçağ başladı. Benim için yeni bir çağ başlıyor Oturabilir miyim?” dedi çocuk.
Buyurun, dedi kız hafifçe kenara çekilerek.
Çocuk tam anlamıyla anasının gözüydü. Daha oturur oturmaz muhabbete girişti.
Nereden gelip nereye gidiyorsunuz
“Afyon’dan geliyorum,” dedi kız. “Memleketim Sakarya’ya gidiyorum. Siz?”
“Ben Eskişehir’de okuyorum. Memleket Ayrabolu.”
Kız kısa süre düşündü.
“Orası neresi?”
“Tekirdağ’ın ilçesi.”
“Ha şimdi oldu,” dedi gülerek. “Anlayamamıştım.”
Çocuk omuz silkti.
“Trakyalıyız ya… H harfini pek kullanmayız.”
İkisi de yeniden güldü. Yolculuğun başındaki yabancılık yavaş yavaş kayboluyordu.
“Hangi bölüm?” diye sordu çocuk.
“Edebiyat.”
“Vay,” dedi çocuk başını sallayarak. “Biz de kimyacıyız.”
Kız aslında yolculuklarda konuşmayı sevmezdi. Genelde cam kenarına geçer, kulaklığını takar, kitabını açar ve kimseyle muhabbete girmezdi. Ama bu çocukta farklı bir şey vardı. Samimiydi. Zorlamadan konuşuyordu. Sanki yıllardır tanıyormuş gibi bir rahatlık veriyordu.
Bir süre sessizlik oldu. Otobüs gece yoluna çıkmış, şehir ışıkları geride kalmıştı. Camın dışında karanlık tarlalar akıp gidiyordu.
Çocuk yeniden döndü kıza.
Kitap okumayı sever misin?
Kız hafif şaşırdı.
Çok severim.
Çocuk hemen sırt çantasını açtı. İçinden yıpranmış ama özenle saklanmış bir kitap çıkardı.
-İstersen bunu sana hediye edebilirim.
-Kız şaşkın gözlerle kitaba baktı. Kapağında kalın harflerle yazıyordu:
Dudaktan Kalbe
Kitabı eline aldı. Sayfalarını dikkatlice çevirdi. Eski kitap kokusu hemen hissediliyordu.
En sevdiğim kitaplardan biridir, dedi çocuk.
Kız gülümsedi.
Birine ilk tanıştığında kitap veren insan pek kalmadı.
Çocuk camdan dışarı baktı.
Bazı insanlar tanışınca yabancı gibi gelmiyor.
Kız bu cümleden sonra sustu. Çünkü aynı şeyi o da hissetmişti.
Otobüs uzun yolun karanlığında ilerlerken muavin koridordan geçti.
Çay kahve isteyen?
İkisi de başıyla hayır dedi.
Bir süre sonra kız kitabın ilk sayfasını açtı. İç kapağın köşesinde küçük bir yazı vardı.
“Bazı yolculuklar varılacak yer için değil, tanışılacak insanlar içindir”
Yazıyı gördükten sonra kız acaba dedi bu çocuk gerçekten kimyaca mı diye düşündü
Otobüs yolun sağından ağır ağır ilerlerken gece ikisinin arasında görünmez bir hikâye örüyordu artık. Bazen insanın hayatı büyük olaylarla değil, bir otobüs koltuğunda başlayan küçük bir sohbetle değişirdi
Çocuk kimyacı mıydı?
Ama şunu bilirim; çocuk, çok iyi votka limon kokteyli yapardı….
