Ana SayfaEyyup YaşarDÜNYA ÇEVRE GÜNÜ VE SİLİVRİ İZDÜŞÜMÜ

DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ VE SİLİVRİ İZDÜŞÜMÜ

“Doğasını kaybeden kent, yönünü de kaybeder.”

Bir kentin geleceği masa başında değil, doğasına ve halkına sahip çıkıldığında kurulur. Bildiğiniz üzere, 05 Haziran günü “Dünya Çevre Günü” ve bulunduğu hafta da “Çevre Haftası” olarak kutlanmakta ve bu anlamlı günde, Silivri’nin doğası ve kültürü için verilen mücadele, İstanbul’un ekolojik geleceği adına adeta bir turnusol kâğıdı gibi önümüzde duruyor.

Silivri’nin şu andaki “Çevre Gerçeği” maalesef sessizliğe karşı bir direniş gibi…

İşte Silivri’deki Çarpıcı Çevre Sorunlarının Tablosu;

– Taş Ocakları: Danamandıra’daki ve civar köylerdeki ocaklar, yalnızca ormanları değil, Mandıra Deresi ve Terkos havzası gibi kritik su kaynaklarını tehdit ediyor. Dinamit patlamaları ise 1600 yıllık Roma su yollarını çökertme tehlikesi yaratıyor. Ormanlarda bulunan ve koparılması cezaya tabi olan endemik bitki türleri ise, yaşanan/yaşatılan bu durumlar karşısında, yok olma riskiyle karşı karşıya kalıyor.

– Çimento Fabrikası: Çanta bölgesinde yükselen fabrika, tarım alanlarını ve halk sağlığını gölgeliyor. Tarım köylerinin geleceği, bölgedeki büyüyen sanayi baskısıyla iyice daralıyor.

– Kaçak Dökümler: Tarım ve kamu arazilerine moloz dökülmesi, ilçenin ekolojik dengesini bozuyor. Vatandaşların yere çöp atma alışkanlıkları, denetim eksiklikleriyle birleşerek, çevreyi kirleten bir kültürün oluşmasına yol açıyor.

– Su Kaynakları: Maden ocakları dereleri kurutuyor, yer altı su kaynaklarını baskı altına alıyor. Kuzeyin kanatları (Kuzey ormanları), su damarları kurutularak zayıflatılıyor.

– Kültürel Habitatlar: Anastasios Suru hattı ve çevresi, kültürel ve doğal miras birlikte korunması gerekirken, parçalanıyor.

Yetkililerin Umursamaz Tavrına Gelirsek;

ÇED toplantılarında halkın katılımı olmamasına ve bu hususta çevre gönüllüleri tarafından tutanak tutulup kayıt altına alınmasına rağmen, resmi raporlarda “halkın görüşleri doğrultusunda hazırlandı” denilmesi; gerçeğin bir nevi inkârı gibi oluyor. Bu durumu maalesef geçtiğimiz aylarda “Yamaçtepe Res” projesinde, çevre gönüllüleri olarak hep birlikte yaşadık. Bu yalnızca idari bir hata değil, hukuka ve vicdana aykırı bir durumdur ! Halkın sesi yok sayıldığında, çevre mücadelesi masa başında alınan kararların gölgesinde kalıyor !

Maalesef Silivri Belediye Meclisi’nde alınan kararlar da bu tabloyu adeta pekiştiriyor . Çevre ve kent kimliği komisyonlarında halkın ve STK’ların etkin rol al(a)maması, “katılımcı yönetim” söylemini gölgede bırakıyor ! Çimento fabrikalarına verilen onaylar ile taş ocaklarının genişlemesine tanınan tavizler,” MECLİS KARARLARINDA DOĞANIN DEĞİL, RANTIN ÖNCELENDİĞİNİ” gösteriyor…

Bekirli’deki ÇED Toplantısı – 04 Haziran 2026 ;

Bekirli’de;  anlamlı bir şekilde Çevre Haftası’na denk gelen Şengel Madencilik’in işletme sahasını büyütme projesi için düzenlenen ve şahsımın da katılarak itiraz ve önerilerde bulunduğu “ÇED halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılım toplantısı”, adeta aynı gerçeği ortaya koydu. Mücadele, hep küçük bir grubun omuzlarında…

Toplantıda yalnızca söz konusu proje değil, bölgedeki genel çevre sorunları da gündeme taşındı. Bakanlık yetkililerine şu başlıklar iletildi:

– ÇED sistemindeki ve halka duyuru mekanizmalarındaki aksaklıklar,

– Doğal ve kültürel varlıkların korunması gerekliliği,

– Kesilen ağaçların yerine yapılacağı söylenen dikimlerin izlenebilirliği,

– Atık yönetimindeki eksiklikler,

– Tarım ve su kaynaklarının projeler yüzünden gördüğü zarar,- Bölge halkını; gerekli duyuru sistemi ile, görüşlerinin alınması sürecine daha çok katmak gerekliliği, özellikle toplantıda vurgulandı.

Halk, çevresel ve habitat hususlarında daha duyarlı olunması yönündeki beklentisini, açıkça dile getirdi. Bu toplantı, çevre mücadelesinin yalnızca bir proje karşıtlığı değil; bütünsel bir yaşam hakkı savunuculuğu olduğunu, bir kez daha gösterdi.

Mücadele Küçük Bir Gruba İndirgenmiş Durumda;

İlçedeki paylaşım ve yerel haberlerde de açıkça görüleceği üzere; bugün Silivri’de çevre mücadelesi büyük çoğunlukla birkaç dernek, STK temsilcileri, çevre gönüllüleri ve muhtarın omuzlarında. İlçedeki siyasi yapının çok azı bu sürece destek vermekte (ki onlar da zaten) yetkililere sürekli bu hususlarda çağrılarını yinelemektedirler…

Çoğunluğun sessizliği, yetkililerin işini kolaylaştırıyor. Ancak bu sessizlik, doğanın çığlığını bastıramamakta. Çünkü ilçede halen daha “Silivri sahipsiz değil, bizler buradayız” diyenler var ve inanıyorum ki olmaya da devam edecek…

Umutsuzluğa Yer Vermeden Sonuç Odaklı Mücadeleye Devam Edilmeli;

Evet, çevre mücadelesi küçük bir gruba sıkış(tırıl)mış durumda. Ama Dünya Çevre Günü bize aslında şunu hatırlatıyor; mücadele, umutsuzlukla değil, sonuç odaklı adımlarla kazanılır ve bu hususta ;

– Tarım alanlarını korumak için, kooperatifleşme ve üretici desteği büyütülmeli.

– Kaçak dökümlerle mücadelede denetim mekanizmaları güçlendirilmeli.

– Halkın katılımı, yalnızca belgelerde değil, sahada gerçek mekanizmalarla sağlanmalı.

– Çimento ve taş ocakları gibi projelere karşı hukuki ve toplumsal direniş sürdürülmeli.

– Belediye meclisinde alınan kararların şeffaf ve katılımcı olması sağlanmalıdır.

ÖZETLEMEK GEREKİRSE ;

Silivri bugün, İstanbul’un ekolojik geleceği için adeta bir turnusol kâğıdı vazifesi görmekte. Burada alınacak kararlar, çevreye gösterilecek hassasiyetin ne kadar sahici olduğunu kanıtlayacaktır. Bizler biliyoruz ki; doğasını kaybeden kent, yönünü de kaybeder. Ama sahip çıkılan doğa, geleceğe ışık olur…

Dünya Çevre Günü/Haftası vesilesi ile, şu gerçeği hatırlatmak isterim ;

Lütfen bu önemli hususlarda sessiz kalmayı tercih etmeyip, Silivri’nin doğasına sahip çıkmaya çalışalım. Çünkü bu mücadele; aslında hepimizin geleceğinin mücadelesi…

EYÜP MAR.

22.06.2026

SİLİVRİ…

İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

İlgili Yazılar