0532 627 09 77 info@silivrihaberhatti.com Silivri: 20°C (Çok Bulutlu) 22 Eylül 2026, Salı
BALIKÇI & DENİZ RAPORU
Silivri Kıyıları & Marmara
Orta Çırpıntı - Tedbir
Dalga
0.16 m
Rüzgar
Yıldız
Hız
10.2 Kt
Sakin Deniz (Çarşaf Gibi) Detaylı Rapor »
GÜNÜN ÖZLÜ SÖZÜ Tümünü Gör »

Gelecek; güçsüzler için imkânsız, korkaklar için bilinmez, cesurlar için ise fırsattır.

Victor Hugo (Fransız Edebiyatı Klasiği)
Geri
18
Ali Yılmaz
Ali Yılmaz
Yazarın Makaleleri • 11 Yazı

Görünmeyen Fabrika: Algoritmalar, Yabancılaşma ve 2030’un Eşiğindeki İnsan

00:00/--:--

 Özgür:
Sabah mahalleden geçerken etrafıma bakınıyorum. Tavuk Dönercimiz erkenden döneri hazırlamaya başlamış; Adam sabahın köründen gece yarısına kadar dükkanda. Üste e-ticaret sitelerinin kuryeleri kapısında kuyrukta.

 

Özgür:
Akşam eve geliyorum, bu sefer, otobüste, metrobüste, yolda yaya geçitinde, apartman önlerinde  telefondan başını kaldırmayan gençler, hatta emekli olup parkta tavla oynaması gereken insanlar cebindeki telefona kilitlenmiş saatler harcıyor.

Özgür: 
Ortada ne dumanlı fabrika bacası var , ne patron, nede sabahtan akşama kadar tuğla taşımış yada tarlada sıcak altında ter dökmüş insanlar. Ama herkes yorgun, herkes tükenmiş ve herkes kendi hayatına yabancılaşmış durumda.
Biz bu noktaya nasıl geldik?

Bilge: 
Çünkü sanayi devriminin bittiğini sanmak büyük bir yanılgı. Sadece makineler şekil değiştirdi.

 

Bilge:  
Karl Marx, 1844 yılında Paris’te ya da Manchester’ın duman altı sokaklarında o Elyazmaları’nı kaleme alırken, işçinin sadece ürettiği malı kaybetmediğini, kendi insani özünü de kaybettiğini görüyordu.
Buna "yabancılaşma" (Entfremdung) dedi.

Bilge: 
Bugün 2026’dayız ve 2030’a doğru giderken o teori, fiziksel fabrikanın sınırlarını çoktan aştı; zihnimize, sokağımıza, evimizin en mahrem köşesine kadar sızdı.

Özgür:  
Klasik Marksizmdeki yabancılaşma denince akla tezgah başında sömürülen fabrika işçisi gelir. Şimdi bakkal da, kurye de, esnaf da, plazadaki beyaz yakalı da bu cümlenin neresinde? Kimse artık "ben işçiyim" ya da "ben patronum" tanımına tam olarak sığmıyor.

Bilge:  
Mesele de tam orada düğümleniyor zaten. Marx’ın yabancılaşmayı incelediği dört temel basamak vardır. Bugünün dünyasına uyarladığımızda taşlar nasıl yerli yerine oturuyor, tek tek bakalım.

Bilge: 
Birincisi: Ürüne yabancılaşma.

Bilge: 
Eskiden dokuma atölyesindeki işçi kumaşı dokurdu ama o kumaş patronun olurdu; işçi ürettiği şeye yabancılaşır, onu satın alamazdı.

 

Bilge:  
Bugün ne üretiyoruz? Veri! Sosyal medyada paylaştığın her fikir, baktığın her ekran, esnaf olarak dijital platformlara yüklediğin her ürün bilgisi, hatta sokakta attığın her adım bir veri havuzunu besliyor.

Bilge:  
O zihinsel ve fiziksel emeğin ürünü anında elinden alınıyor. Büyük sermaye grupları o veriyi işliyor, seni profilliyor ve sana hem bir tüketim çılgınlığı olarak geri satıyor hem de yarın öbür gün senin işini elinden alacak yapay zeka modellerini bu verilerle eğitiyor. Kendi yarattığın dijital dünya, senin üzerinde baskı kuran yabancı bir güce dönüşüyor.

Özgür:  
Yani esnaf da, çalışan da kendi kazdığı kuyuya su taşıyor diyorsun. İkinci basamak neydi? Süreç...

 

Bilge:  
Evet, sürece yabancılaşma. Eskiden fabrikada işçi saat kulesine ve bant sistemine bakarak çalışırdı. Bugün esnafı kurye platformlarına mahkum eden, kuryenin hangi sokağa hangi dakikada gireceğini hesaplayan, plazadaki adamın raporunu denetleyen şey insan şef değil; görünmez algoritmalar.

Bilge 
Çalışan veya üreten insan, sürecin hiçbir aşamasında karar verici değil. Sadece o çarkın mekanik bir dişlisi. Akşam eve gittiğinde kafasında "Ben bugün ne ürettim, neye hizmet ettim?" sorusunun cevabı yok; sadece "Sistemin benden istediği hıza yetişebildim mi?" kaygısı var.

 

Özgür:  
Bu kaygı insanı zaten bitiriyor. Pazar akşamları millette görülen o sebepsiz sıkıntı, o ruhsal daralma herhalde üçüncü basamağa çıkıyor: Kendine yabancılaşma.

Bilge:  
Kesinlikle. Çağdaş filozoflar bunu "kendini sömürme kültürü" olarak tanımlıyor. Eskiden sömürü dışarıdan bir baskıyla olurdu; bugün ise sistem bize müthiş bir illüzyon sattı: "Sen kendi işinin patronusun, esnafsın, özgür girişimcisin, LinkedIn'de başarı hikayeni yazmalısın."

Bilge: 
İnsan, kimse ona zoru dayatmadığı halde, sırf ayakta kalabilmek, o rekabet çarkında ezilmemek için kendi kendini yiyor. Hafta sonu dinlenirken bile suçluluk duyan, tatilde bile telefonundan dükkanını veya iş mesajlarını kontrol eden bir köleye dönüştü. İnsan, kendi biyolojik ritmini, doğasını unuttu; pazar değerine endeksli bir performans makinesine evrildi.

 

Özgür:  
Ve tablodaki en acımasız nokta dördüncüsü: Diğer insanlara yabancılaşma. Sokakta yürürken kimse kimsenin yüzüne bakmıyor; herkes ekranına bakarak yürüyor. Esnaf dükkanında komşusuyla dertleşmek yerine ekranındaki sipariş oranına bakıyor.

Bilge: 
Çünkü kapitalizmin motoru rekabettir. Rekabet ise dayanışmayı öldürür. İnsanlar birbirini yoldaş, komşu, akraba olarak değil; ya geçilmesi gereken bir rakip ya da tüketilecek bir ilişki nesnesi olarak görüyor.

Bilge:  
2030 projeksiyonlarında artık insanların arkadaşlıkları bile yapay zeka asistanları üzerinden kuracağı, gerçek bir insanın getirdiği kaprisle, pürüzle uğraşmak istemediği bir toplumsal çölleşmeden bahsediyoruz. İnsan, diğer insanın gerçekliğine tahammül edemez hale geliyor. Komşuluk, mahalle kültürü, sınıf bilinci bu yüzden buharlaşıyor.

Özgür:
Tablo ağır ama gerçeği bu. Peki bu analizi yapıp sadece dertlenmek mi gerekiyor? 70 yaşında emekli bir amca da, mahalledeki bakkal da, fabrikada çalışan işçi de bu girdabın içinde ne yapacak? Marx bu teorileri sadece bir ağıt olarak yazmamıştır herhalde.

Bilge: 
Elbette hayır. Marksizm bir karamsarlık felsefesi değil, gerçeği tahlil etme ve değiştirme kılavuzudur. Marx der ki: "Filozoflar dünyayı yalnızca muhtelif şekillerde yorumlamışlardır; oysa asıl mesele onu değiştirmektir."

Bilge:
Bugün yapılması gereken ilk şey uyanmaktır; yani bu tükenmişliğin bireysel bir beceriksizlik değil, sistemik bir kriz olduğunu görmek. Esnafın, kuryenin, yazılımcının, işçinin, emeklinin karşı karşıya olduğu bu algoritmik sömürüye karşı ortak bir akıl, dijital bir hak arama bilinci ve en önemlisi "insan kalma" direnişi geliştirmesi şart. Teknolojinin, verinin ve üretim araçlarının bir avuç küresel monopolün elinde kâr hırsıyla koşturulmasına karşı, kamusal ve toplumsal yararı savunan bir perspektif kurmak zorundayız.

Özgür: 
Ağzına sağlık Bilge. Mesele sadece teknik bir tartışma değil; mesele insan kalma, onurlu yaşama meselesidir. Dinleyen herkese bu notu bırakalım: Ekranların arkasındaki o soğuk algoritmalara teslim olmadan önce, yanımızdaki insanın gözünün içine bakmayı, dayanışmayı ve hakiki bağlar kurmayı unutmayalım. Görüşmek üzere.


Bilge:
Bilinciniz açık, dayanışmanız daim olsun.

Hoşça kalın.


%100 Beğeni
53 Okunma
|
0 Dinleme
YORUMLAR (0)

Bu köşe yazısına henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yazın
KVKK Aydınlatması & Çerez Tercihleri 6698 Sayılı Kanun

Sitemizde haber ve köşe yazılarının tekil okunma/dinlenme/beğeni istatistiklerini doğru saymak, siber güvenlik güvenliğini sağlamak ve Silivri geneli okur ilgisini (zirve şehir/bölge analitiği) tespit edebilmek amacıyla IP adresiniz, yaklaşık konumunuz ve çerezler yasal mevzuata uygun işlenmektedir.

SON DAKİKA Haber Bildirimleri

Silivri ve Trakya'dan sıcak gelişmeleri, flaş haberleri ve köşe yazılarını tarayıcınız kapalıyken bile anında bildirim olarak alın.

* Abone olduğunuzda güncel gelişmeler anında iletilir.

Bildirimleriniz aktif! Silivri ve bölgeden son dakika haberleri ve flaş gelişmeler tarayıcınıza anında ulaştırılıyor.

* Cihazınızda bildirimlerin çalıştığını alttaki test butonuyla deneyebilirsiniz.

Tarayıcınızda bu site için bildirimler engellenmiş.

Bildirimleri alabilmek için adres çubuğunuzun solundaki kilit (🔒) veya site ayarları simgesine tıklayıp Bildirimler seçeneğini İzin Ver olarak güncelleyebilirsiniz.
Haberci Karga AI ASİSTAN
Canlı & Dinliyor
Gaaak! Merhaba! Silivri Haber Hattı'na hoş geldin! 🦅🎙️
Günün taze manşetleri, Silivri anlık hava durumu, döviz kurları, av sezonu ve okullar hakkında ne istersen bana sorabilirsin!
GAK!
PRESS