Birgün, Fırtınalı bir havada büyük bir yük gemisi okyanusun ortasında yol almaktadır. Kaptanı tecrübeli ve ünlü bir kaptandır. Mürettebatı kendisine güvenir. Fakat, fırtına gittikçe şiddetlenir; dalgalar aşılamayacak bir hale gelir. Fazla sürmez, gemi batmaya başlar. Kaptan öncelikle mürettebatını sağ salim gemiden filikalarla tahliye eder, gemisini de en son kendisi terk eder. 15 kadar mürettebatın gözünde bir kahramandır. Dört gün süren deniz yolculuğundan sonra sağ salim bir adaya çıkarlar. Onları, ararlar ama nafile bulamazlar.
Üç ay boyunca, küçücük bir adada mürettebatıyla sağ kalmayı başaran kaptan; 3 ayın sonunda adanın yakınından geçen bir gemi tarafından kurtarılırlar.
Ülkesine döndüğünde krallar gibi karşılanır. Herkes Kaptanı kutlamaktadır. Medyada kendisini konuşmacı olarak kanaldan kanala davet ederler. Üniversitelerde oturumlara katılır. “Denizden nasıl adam kurtarılır!” Konulu konuşmalar yapar. Şöhreti ülke dışına yayılır. 30 yıl süreyle konuşmacı olarak çağrılır. Gel zaman, git zaman yaşlanmıştır artık. Eceli gelir, bu dünyadan göç eder!..
Cennetin kapısında bir melek karşılar kendisini, iki hoş sohbetten sonra “Öbür tarafta ne iş yapardın” sorusuna “Konuşmacıydım” diye cevaplar. “Ne istersin bizden” diye, sorar melek! “Konuşmasını yapabilmek için bir tane laptop ve yardımcı olacak aletler ister. Melek; “İyi buradakilerin de canı sıkılıyor zaten, bir konuşma yap bakalım biraz vakit geçsin” der!
Cennet erkanı toplanır, herkes koltuklarına oturur. İçlerinde çok ünlü ilim ve bilim adamları da vardır.
Melek, yavaşça kaptanın kulağına eğilir ve “Sallasan Nuh Peygambere denk gelecek bir ortamdayız!.. Hele ki, Okyanusta gemi batıranlar, “konuşmacı” olacaksa sen yine de Selami Başkanın o sözünü anımsa!..
Bu köşe yazısına henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yazın