Güzel saklandıkları için mi Seçilirler? Yoksa, tekrar seçilsinler diye mi saklanırlar?
Bugüne kadar kimsenin çözdüğü bir iş değil bu!..
Vatikan bile bu kadar gizemli çalışamaz(!)
Üç dinli müminler gibiler!
Cuma, Pür-i Pak Müslümandır. Cumartesi, Bir Yahudi kadar Rabbanidir ve pazar günü İsa Mesih’tirler…
Bizler bunları tanımakta zorlanırız. Hatta tanıyana kadar da hata üstüne hata yaparız…
Neden bu hatalar?
Ateşin gölgesi olmaz derler! Ateşi yakanın bu konuda bir bilgisi var mıdır? Bilemem ama!..
Kabe’de şeytan taşlarken, en büyük taşı bunlar atma gayreti içindedirler… Yani Öfkeleri çok büyüktür ama kime? Niye? bilinmez. Sadece kendi aralarında konuşurlar...
Bundan sonrasını dikkatli okursanız çözersiniz!..
Zerrin Özer’in çok güzel söylediği bir şarkı vardı!
Nasıl da geçmişti o yaz! Demişti, hanımeli kadar beyaz dediğinde ise bize “Saflığı” anlatmak istediğini kaçımız bilmiştik… Hepimiz, işin puştluğundaydık…
Ya ne?
Bizler, bize yapılanları hep izledik! Nazım misali…
“Bizim kalbimiz hep kırıktır çocuk. Ama biz yine de eksik etmeyiz sol cebimizden umudu."
Diyerek, karşı tarafın hata yapma özgürlüğüne karşılık Bizler, her zaman bir iyi niyet mektubu gönderme gayreti içinde olmuşuzdur…
Yaz başı burada yoktum!
Belediye Başkanını içeri almışlar. O kadar çok yaşadık ki bunu!
Artık, sıradan geliyor her şey… Kendi dahil, herkesçe bilinen bir şeydi ve kaldı ki karşılıklı tartışmalarımızda Alınacağını, aynı anda dile getirmiştik her ikimiz de!..
Koca yaz taş ocakları, çimento fabrikaları ile uğraştık!
Bölge halkından tık yok…
Yaz iyi geçmiyordu, sizin anlayacağınız…
Ama her şeye rağmen, güzel de geçti hani! Konumuz gereği biraz da buradan yürüyeceğiz…
Kendi kişisel araştırmalarım da gördüm ki Bizler, sadece bizim sınırlarımız da gerçekleşen doğa tahribatlarını izliyormuşuz!.. Çatalca Ormanlı Köyü yolundan itibaren takip ederseniz ormanlarımızın yamalı bohça gibi olduğunu göreceksiniz…
Çevrecilik konusunda Mustafa Kemal’in kurtuluş savaşında söylediği sözler cuk oturmuştu. Hatta Müdafaa yoktur, Sattıh müdafaa vardır. Demişti, Ata’mız! Aynen de öyle değil mi?.. Çatalca’da ki doğa bizim doğamız değil mi?
Utandım sıkıldım, kendimi şehre attım, yerin dibine gireyim kamufle olayım istedim!
O ne?
Silivri’de, hele ki belediyemiz de herkes bir yol tutturmuş gidiyor!.. Kime sorsan alikıran baş kesen!
Kim yönetiyor, kimin eli kimin cebinde.
Hani, ne çok meraklısı varmış, hepsi su yüzüne çıktı diyesim var!..
Birde vekalet eden bir kardeşimiz var. 10 üzerinden 10 numara veriyorlar. Hani timsahlarla dolu havuza itilmiş bir adam gibi misali karşı kıyıya çıkarsa oh ne ala! Timsahlar dibinde yüzüyor…
Olsun, bir şeye el sürmesin yerinde dursun mantığı ile yaklaşıyorlar ona da… Soran, anlatan hak getire… Kendileri biliyor, kendileri çözüyorlar işleri…
Mesela yıllardır en az 15 defa yazdım. Üretici köy pazarının üretmediğini defalarca yazdım! Ya ne yapıyorlar? (Hala devam ediyorlar?..) Esnaf oldular. Bildiğiniz manav oldular. Orada üreten insan ya iki kişi kaldı, bilemedin üç kişi. Amatör üreticilik yapanın hakkını yiyorlar!
Nasıl mı?
Toptancı halinden getirilen her ürün, önce vergi kaçakçılığına girmektedir. Sonra haksız rekabete girerek, üreten çiftçinin hakkını zapt etmektedir.
Belediyece bu suça ortak oluyorsunuz! Başkan olsun, olmasın oy kaygısı ile yapılan işler bunlar!..
Ya diğerleri, el emeği ile üreten kadınlar!..
Toptancı yok. Arada oyuncakçı yok. İplikçi yok, Tahtakale pazarı yok. Spotçu yok! Nakliyeci yok ama bir şeyleri daha yok!
Esnaf kadınların masaları varken, gerçek üreticiler açıkta!
Üretici emekçi kadınlarımız yıl içerisinde ancak birkaç, fuar bir kaç festivalde meydana çıkabiliyorlar… O günlerin yarısında da yağmur yağar, poyraz eser iş yapamazlar
Verilmemiş, açılmamış, sorulmamış ama istenmemiş değil!
Ya ne var?
Hala İnandıkları belediye var, Kültür müdürlüğü var!
Ya sonra?
Ne diyor, Ajda Pekkan?
Ne yaparım senden sonra diyor?..
Dün böyleydi, bugün böyle!..
Gerçek üretenlerin ötelendiği bir durum hasıl oluyor. Birdenbire, Aniden kendi başına, birtakım kararlar çıkıyor bir yerlerden. İnanın bunlar, Mahpushaneden de değil! Ya nereden?
Eziklik tedavisi için yapılıyor. Tek tek tanıyoruz artık…
Ahmet Arif, Adiloş bebe de Tanı bunları, Tanıda büyü diyeli 68 yıl olmuş…
Şahsa münhasır vekalet sahiplerinden. Ne demek bu? (Şahsa sıkı sıkıya bağlı vekalet (veya eski hukuki tabiriyle vekalet-i şahsa münhasır), hukuki işlemlerin yalnızca hak sahibi olan kişi tarafından yapılabileceğini, bir başkasına vekalet verilerek temsilci (vekil) aracılığıyla yürütülemeyeceğini ifade eden bir hukuk terimidir(!)
Yani canının istediğine veriyor ama resmi bir dayanağı yok!
Yani bugün bana, yarın sana!
Demem o ki? Her ticaret erbabı, Silivri Belediyesince cebini doldurdu, vergi ödemedi ama gerçek üreticiler hep ötelendi.
Halka sorun…
Ören bayan, örmüyor artık; satın alıyor, pazar yarattı, fahiş fiyatla satıyor!
Ya Üreticinin tezgâhı? Yok ki neyi satsın… Üretemedi Gariban.
Kime söylesem fark etmiyor?
Siz en iyisi mi 22.09.2026– 27.09.2026 tarihleri arasında Önder Yılmaz sahnesi ve Salonlarında yapılacak olan “Düşlere Yürüyen kadınlar” etkinliğimize bir gelin. Gerçek el emeğini, gerçek sanat eserlerimizi izleyin… Bir tane, ticari emtia bulamazsınız…
Bu köşe yazısına henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yazın