Kar Uykusu

Yıllar öncesinden, başımdan geçen bir kar hikayesini anlatayım sizlere!.. Küçükçekmece’de eski köprünün başında bir meyhane vardır. Müşterisi, müdavimi olmuştur. Her şeyiyle güzel bir yer. Dostların demi ayrı bir güzel…

Tam da böyle Zemheri ayındayız. Arkadaşlardan telefon üstüne telefon “Kaç gel…”

Kaçtım gittim, bir saat sonra yanlarındaydım!

Muhabbetin en güzel yerindeyiz ama o da ne?..

İçeri girenlerin üzerinde ince bir kar örtüsü, eller ovuşturuluyor. Ben de bir telaş, yola da oldukça bir mesafe var, ya yollar kapatırsa!

Camdan dışarı bakıyor arkadaşlar, “Ohoo böyle yağarsa bu kar tutmaz! Yahu otur bir şey olmaz”!

Oturduk, muhabbet sıcacık. Bir ara dışarı doğru bakasım geldi. Sarı, loş bir ışık çarptı gözüme, camları kar bürümüş!

Kendimi telaşla dışarı attım, o da ne? Gece olmuş, Her yer bembeyaz ve lapa lapa kar yağıyor saat gece 22.00! E5 karayoluna doğru seğirttim. Düşe kalka gidiyorum! Bir yandan yolu gözlüyorum ne gelen var ne giden!

Bir saattir duraktayım! “İçimde pişmanlıklar, gözümde yaş, erkekler ağlamaz” diyorum! Etrafıma bakınıyorum, ileride iki siluet! o ne biri mini etek mi giymiş ne?.. Az sonra durumu anlıyorum. “Kap bir şişe rakı bize gidelim” diyorlar. Yapacak bir şey yok, “duymazdan gel” diyorum. Üsteliyorlar, “5 saattir buradayız kuş bile uçmadı” diyorlar.

O da ne? Küçükçekmece Köprüsünün üzerinde cılız bir ışık bize doğru gelmeye çalışıyor. Yaklaştıkça farının birini kar kaplamış, o kadar ağır geliyor ki o bize gelene kadar canım burnuma geldi!

Muavin arka kapıdan indi arabanın farını silmeye başladı sağ yanı karla kaplı sadece BİRLİK yazısı okunuyor. Donmak üzereyim!..

Otobüsten İçeri girdim bir sıcaklık vurdu yüzüme mutluluktan öleceğim! İçeride dört, beş kişi var yok! Camdan dışarı baktım, beni sıcak evlerine davet eden esnaf arkadaşlar, bana ayıplı işaret yapıyorlar!..

En arkada kalorifer olduğunu biliyorum.  Sağ arkadaki ikili koltuğa uzandım ve son canla “Silivri” diye bağırdığımı anımsıyorum!..

Muavin, “Kalk geldik” dedi.

Kalktım ama arabada benden başka kimse kalmamış. Dışarı bakıyorum, ormanlık bir yer! Muavinin sesi ile irkiliyorum! “Nerede ineceksin?.. “

Neresi burası, ben Silivri de inecektim! Silivri Birlik değil mi bu?..

“Yok be aganın Istıranca Birlik bu!”

Durun! Ben ne yaparım bu ormanlık yerde, kime giderim, nereye sığınırım?..

Otobüsün kaptanı muavinine bir şeyler söylüyor!

Muavin kapıyı açtı, “Gel aga” bak burada köy kahvesi var, durumu izah ederiz. Kalırsın bu gece. Yarına Allahkerim…

Kahveden içeri girdiğimiz de mis gibi bir yanan odun kokusu karşıladı bizi. Iki, üç ihtiyar var sobanın başında. Sabah, saat 04.00 sanırım sabah namazı için buradalar!

Soba, eski kamyon jantlarından yapılmış, içi tıka basa odun dolu yer yer kızıl bir görünüm sergiliyor…

Elime bir çay tutuşturdular. Sobanın yanına oturdum, içimden bir ege türküsü söylemek geliyor: “Sobalarında kuru meşe yanıyor efem…” Kahvecinin sesiyle kendime geldim! Namazdan sonra hepimiz gideriz. Sen, ocağa su eklersin. Sobayı da kaçırma sakın, saat 07.00 gibi geliriz… Sen üç saat kestir burada bugünlük akşama sana yatacak yer buluruz…

Ne, akşama yatacak yer mi?.. Demeye kalmadı, “Bu kar, bu gece yolları kapatır, ancak en az üç gün sonra açarlar bu yolu” !..

O yıllarda cep telefonu yok, kış şartlarında çalışmayan muhtarlık telefonu da bir işe yaramıyormuş. “Yaşadığına şükret” dediler.

Evi, arkadaşları, en önemlisi işyerini düşünmeye başladım!

Kime ne anlatırsın?.. Ben yanlışlıkla Istıranca Birlik arabasına bindim! Kar Istıranca yazısı kapatmış, Birlik yazısını görünce Silivri Birlik sandım… Ezberime yazdım ifade bu ama kime vereceğim!..

Ulan evdekiler helvamı bile dağıtmışlardır!.. Herkesin bahanesi hazır; “Çok içiyordu, bir yerde dondu kaldı!” Ya da kurtlar yedi…

Üçüncü gün; kahvehaneyi öyle sahiplenmişim ki herkes çayımı kahvemi beğeniyor, gün de üç kahve satan kahvehane, on onbeş kahveyi su içinde satıyor. Kahvehane sahibi biraz memnun, biraz kıskanıyor mu ne?.. Gözü yolda ilk arabaya koyup gönderecek beni…

Köylüler iyi bakıyorlar bana! Şakalaşıyoruz, “Film adamsın, iyi ki uyumuşsun” diyorlar. Şarap bol, et te öyle! Her akşam kavurma var…

Dördüncü gün, karayolları kamyonu geldi. Homurdanarak kahvehanenin önünde durdu! Önce kahvehane sahibi fırladı. Dışarıda bir şeyler anlatıyor gelenlere. Köylüler dalgasını geçiyor: “Az daha gitmezsen adam çatlayacak!..”

Beş kişilik, dört çeker bir araç! Hadi gidelim dediler, yola düzüldük. “Aslında İhsaniye üzerinden yürüyüp, Çatalca’dan çıkacaktık ama senin için Silivri’ye ineriz” dediler. İndik, inmesine ama benim içim rahat değil! Bu kadar zahmete katlanan bu arkadaşlara birer kadeh bir şey ısmarlamadan gönderemezdim!.. Biri hariç, üçü eşlik etti bana. Meyhanede kimsecikler yok! Kış şartları zor, yolumuz uzun deyip, fazla kalmayız dediler. Israr ediyorum…

Meyhanenin önünden sesler geliyor. Annemin sesini duydum adımı ünlüyor!.. Beni görenler olmuş, müjdeyi vermişler anneme…

Dışarı çıkayım bari diyorum! Çıkıyorum, bir anda üç kişi yerde baygın. Gözüm, yere serpilmiş irmik helvalarına ilişiyor…

Yaşadığıma şükredin diyorum! Önce herkes de bir bayram havası sonra içlerindeki beni dövme arzularını okuyorum gözlerinden!..

İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm

Direniş

Şehrül Emin

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..

İlgili Yazılar

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm

Direniş

Şehrül Emin

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..