Kahpe Bizans

Filmini mutlaka izlemişsinizdir. Oynadığı yıllarda dilimize pelesenk olmuş bir şarkısı vardı! Onu da hatırladınız mı? Şöyle başlıyordu…İmparator olmayı canım, kolay mı sandın?/ Dünyaya kazık çaktım, duyulsun adım

Doğada hiç değişmeyen bir kanun var/ Güçlüler yaşasın diye ölür zayıflar

Kral da benim, sultan da benim/ Bin kere ölsem yine gelirim

Zayıfı da ezerim rüşvet de yerim/ Tüm sofralarda hazır yerim…

Mehmet Ali Erbil, bu şarkıyı bir ziyafet sofrasında söylüyor, yemek yiyenleri taciz ediyordu.  Şarkısının bitmesiyle birlikte masanın örtüsünü üstündeki yiyecek ve içeceklerle birlikte çekip gidiyordu…

Hatırladınız şimdi!

İki gece önce içkili lokantalarımızın birinde kadim dostlarımızla birlikte iki kadeh parlatalım dedik…

Arkamızda oturan arkadaşların tartışmalarına kulak kabartıyorum. Birilerini anlatıyorlar sonra bu yukarıdaki şarkıyı mırıldanıyorlar. Valla tam da anlayamadım. Esnaf Sanatkârlar Odası geçiyor. Dernek başkanı geçiyor. Sanayi esnafı geçiyor. Oda, dernek birbirine girmiş vaziyette tam kestiremiyorum. Başkanlardan biri “İmparatorum mu?“ Demiş. İmparatorluğunu mu ilan etmiş?  Anlaşılır gibi değil.

Faili meçhulü sevmem ama öylece bırakalım dedik…

Biz sözümüzü ortaya koyalım da!

Uzun zamandır izliyorum…

Silivri birleşik esnaflar odası başkanı Nuray Koçer ve Silivri Sanayi Sitesi Kooperatifi Ercan Çalışkan beyefendilerin mesleki başarılarını yazmak için bir hareketlerini kolluyordum. Yok, başarı gelmedi bir türlü!

Umut vaat eden iki arkadaştılar… Dernek ve kooperatif başkanı olmak çok ayrıcalıklı bir iştir. Yüzlerce kişinin haklarını temsil ediyorsundur…  O makamı işgal edenlerin bir duruşları olmalıdır diye düşünüyorum…

Kendi Başkanlıklarını bir an unutup, Belediye Başkanın yaveri gibi davranmaya başladılar. Nereye baksam nerede görsem Belediye Başkanın sağında biri, solunda biri! Başkan yardımcıları bile bu arkadaşlardan sonra yer alıyorlar masalarda. (Hani ilk zamanlar olur böyle şeyler deyip geçiştirdim ama bir önceki Esnaf Odası başkanına doğrultulan eleştiri okları bu yüzden değil miydi?)

Olur, böyle şeyleri kasaba protokolleri kaldırır. Onlar, oturmayacak da kim oturacak diyorum ama bir türlü içime sindiremedim…

Neden mi?

Facebook paylaşımlarında işin suyunu çıkardılar. “Başkanım da Başkanım!”  Hani, adam hacetini görmeye gitse Başkanına soracak! Hiç alakasız olayları bile “Başkanına” soruyor. Yakınlarınla şakalaşırken bile “başkanıma söylerim” diye serzenişte bulunuyorlar…

Bize ne? Tamam, bize ne de! Her biri, bir topluluğun ve makamın temsilcisi durumundalar.

Biz gördüğümüzü duyduğumuzu aktaralım!

Bu iki kardeşe eleştiri yazısı yazacak en son kişi ben olmam gerekirken; ilk ben yazmayı denedim. Bilmem anlatabildim mi?

Biriniz imparatorluğunuzu ilan ediyormuş,  bir diğeriniz Belediye Başkanlığına adaylığını ilan ediyormuş.

Umarım, bunlar birer söylentiden ibaret kalır!

Orada, o makamda olmanızdan en çok mutlu olanlardan biriydim… Şimdilik, sizinle ilgili olan mutsuzluğumu paylaştım sizlerle!

Diğer arkadaşlarımızın meslek lisanları bizden farklı olabilir. Şaşkınlığınızın geçme zamanı geldi de geçiyor diye düşünüyorum.

İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm

Direniş

Şehrül Emin

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..

İlgili Yazılar

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm

Direniş

Şehrül Emin

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..