Ana SayfaLütfü ErtürkBehice Abla (Erdeniz)

Behice Abla (Erdeniz)

Bu yazıyı, iki yıl önce vefatının hemen ardından yazmayı düşünmüştüm ama bir türlü olmamıştı. Geciktiğim için beni bağışlasın…

Adı, çok sevdiğim Behice Boran’ı (Türkiye İşçi Partisi ebedi başkanımız) çağrıştırdığından mı yoksa direnişçi yönüyle ona benzediğinden mi bilemiyorum ama çok saygı duyduğum bir ablamızdı! Üstelik, çok sevdiğim Nazif Erdeniz Ağabeyimizle evlenmiş, biri kız (Tülay) ikisi erkek (Aydın ve Onur) üç çocukları olmuştu. Ruhları şad olsun…

1946 yılının 29 Ekim’inde doğmuştu, Cumhuriyet kızıydı yani!.. Behice adını verdiler. Güler yüzlü kadın anlamına geliyordu adı! Öyle de oldu, hep gülümseyerek baktı hayata ve insanlara… Baba Tatar Ahmet ve annesi Hatice Hanım Silivri’nin yerli ailelerindendiler. Doktor Cemal Kozanoğlu’nun kayıtlarına göre Anadolu’dan, Karamanoğlu Beyliğinden Silivri’ye göç edip, yerleşen beş aileden biridirler. Her iki aile de 6 kuşaktır buradalar. Behice Ablanın babası (Tatar) Ahmet Denizci, gerçekten iyi bir denizcidir. Nazif Ağabeyim de onun tayfasıdır. Gelip, geçtikçe bakışlar falan derken, “Gönder annenleri” ile bağlanır iş! Gönderir Nazif Ağabeyim annelerini ama “He” deyince vermezler! Başta teyzeler karşı çıkar. Ahmet Ağabey kararlıdır. Yakından tanıdığı bu gence verecektir Behice’yi!  Evde bir konuşma yapar, “Bildik, tanıdıktır. Biraz da uzaktan hısımlık var, kızımızın da gönlü vardır” diyerek, Behice Ablamızı Nazif Ağabeye veriveriyorlar!

Herkes hayatından memnun ama yokluk yılları işte! Herkes birbirinin işine koşuyor, aileyi ayakta tutmaya, kimselere muhtaç olmadan yaşamaya gayret ediyorlar! Anne Hatice Hanım evde ağ örüyor. Tabii kızı Behice de işin içinde… Baba balıkçı, oğlu İbrahim’le beraber çalışıyor. (Tatarın İbrahim) Anne Hatice Hanım, bir serpme ağ ustasıdır, kendisine has bir yöntemle ilmik atarak örer ağları…

En iyi müşterisi kimdir? Geçtiğimiz günlerde köşe yazımızla andığımız Kara Haydar’dır. Haydar Amcanın torunu Kenan Ünsal, yıllar sonra dedesinin serpmesini tamir ettirip saklayacaktır. Dedesinin hatırası olarak. Sahilde elinde serpme ağı ile yürürken, Behice Ablamız, Kenan Kardeşimizin elindeki serpmeyi görür ve seslenir! “Nereden buldun o ağı getir bir bakayım” der ve bakar! “Bu benim annemin ördüğü bir ağ, atılan ilmiğinden tanıdım, sen nereden buldun?” diye sorar! (Biz de şimdi ablamıza soruyoruz: Ah be ablam; o kadar uzaktan, o kadar geçen yıldan sonra atılan o ilmiği nasıl tanıdın da seçtin?)

Kenan Kardeşimiz dedesini tanıtır, Behice Ablam duygulanır ve “Ver de onu aslına uygun tamir edeyim öyle sakla” diyerek, alır ve annesinin ilmiklerinden devam ederek ağı örer, bitirir Kenan Kardeşimize verir… Duygu yüklü bir ablamızdı, koca bir Piri Mehmet Paşa Mahallesinin yardımına koşardı!

29 Ekim doğumlu oluşu, onun CHP ile yollarının kesişmesine yetmişti! Bütün aile CHP’lidir nitekim!..

Siyasetle ilgili aklınıza gelebilecek bütün etkinliklerin içindeydi! Çünkü hocası çok sevdiği eşi Nazif Ağabeydir. Kendisi işçidir ve kısıtlanmıştır. Eşini siyasete hazırlar. Onun yerine o sıkar yumruğunu o direnir, o slogan atar! “2 numara Nazif” adlı yazımda okuyabilirsiniz…

Yakın yol arkadaşı ve teyze kızı Bahriye Ablamız (Mürüvvet ve Nuri Efe’nin kızıdır-Evlendiğinde Erkan soyadını almıştır.) ile birlikte CHP’nin kadın eylemlerini üstlenirler ve örgütü harekete geçirirler. Bir de meydanlarda seçim propagandalarında çalışırlardı… Sadece o kadar mı? 1 Mayıs’larda öncüydüler, otobüslerin en önündeydiler! Daha Muratçeşme de otobüsün arkasından atlayıp kaçanlara aldırmadan, son dakikaya ve son noktaya kadar yürümüşlerdi…

Sorduğunuzda ev hanımıdır, öyle derin siyasi bilgisi falan yoktur ama kocaman bir yüreği vardır. En sert sloganları atarlar, ama bir adım geri atmazlardı!..

Yıllarca CHP’nin direnişçi kadın yüzü oldu. Bir şey yapmasına gerek bile yoktu. Şöyle bir kenara dursun, etrafında 25, 30 kişi toplanır. Yürünecekse yürür, slogansa slogan atarlardı. Sadece CHP’mi? Çevre dernekleri, kadın dernekleri gibi STK’lerin de Behice ablasıydı! Nerede eylem koyacaksak arayıp, haber göndermemiz yeterliydi. Şehir içi ise bizden önce gitmiş olurlardı.

Bir gün çevreci eylemimiz bitmiş birlikte oturuyoruz, Bahriye Abla orada, Halide Abla orada! Döndüm, ablalarıma biraz da takılarak, “Kızlar, yıllardır dikkatimi çekiyorsunuz, her yerde bizimlesiniz. Slogansa slogan, direnişse direniş gösterdiniz. Hiçbiriniz ne bir siyasi paye istediniz ne de maddi bir çıkar peşinde koştunuz… Öyle ya, biriniz kalkıp diyebilirdi, “Meclis üyesi olmak istiyorum” Ya da “Evimin aşı bitti, kömürü bitti, cereyanı kesildi” diye! Duymadım sizden… Dediğimde, birbirlerine baktılar ve sonra Behice Ablam bana dönerek, aynen şu sözleri söylemişti: “Lütfü kardeşim, bizler de size baktığımızda aynı şeyleri düşünüyoruz. O yüzden hep birlikteyiz ve buradayız işte! Çok şükür, evimizin bereketi yerinde bize yetiyor, o dediğiniz payeler, makamlar kime lazımsa onlar alsın! Bizler, burada çocuklarımızın, torunlarımızın geleceğini kurtarmak için varız! Tıpkı sizlerin olduğu gibi…” ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Zaten, kadınlar bu konuşmayı alkışlayarak ödüllendirmişlerdi.

1989 yılı, yerel seçimler var! Ali Bey Mahallesine gidilecek ve kadın kolları ağırlıklı bir çalışma olacak! Parti binasının önündeyiz. Kadınlar, cami duvarının önünde yavaş yavaş toplanıyorlardı! Ortada biri var, sırtında yeşil bir parka, ağzı burnu şalla sarılı! Elleriyle, kollarıyla bir şeyler anlatıyor… Dikkatimi çekiyor ve soruyorum, “kim?” diye! Bizden bilen kimse yok! Arkadaşlardan biri, “gidip baksana” deyince, yürüdüm gittim omuzuna dokunarak benden yana çevirdim yüzünü. Yok, tanımak mümkün değil!  O bakıyor, ben bakıyorum. Hayırdır Lütfü, ne oldu diyor? Mahcup bir şekilde gülümsüyorum ama yok, çıkaramıyorum eşkâli! Durumu anlıyorlar, bir kahkaha kopuyor, bütün bir sokak bana gülüyor. Kim çıkıyor dersiniz? Tabii ki bizim Behice Ablamız!.. Yeşil parkası, dizlerine kadar inmiş, kapüşonu bütün yüzünü kapatmış, onun o direnişçi ruhuyla bütünleşmiş gibiydi!..  Ali Bey Mahallesi Silivri’nin en kalabalık mahallesiydi. O mahalleyi alan seçimi alırdı!.. Öyle de oldu, Ali Bey Mahallesini aldılar, seçimi aldılar…

O hep partisini destekledi! Aday kim olursa olsun, tavrı değişmedi. Partisinin neferiydi. Ben, bugüne kadar partisini bu kadar militanca destekleyen başka bir ev hanımı hiç görmedim. O, hep ev hanımı kaldı.

Nazif Ağabeyimizle beraber koca bir hayatı sırtlamışlardı. Bazen, Hırçın’da (Hırçın, Nazif abimin Piyadesinin* adıydı) beraber görürdüm onları. Ya ağ kaldırmaya yardım ederdi ya da Nazif Ağabeyimin cankurtaranlık yaptıkları kampa giderlerdi. Nazif Ağabeyim bir gün yalnız gitmeye karar verdi. Usulca gidivermişti, öylece yalnız başına ve Behice’sini çocuklarıyla baş başa bırakıp göçüverdi. Çok ağladı arkasından, Nazif Ağabeye mi ağlıyordu yoksa Nazif’siz kalışına mı yanıyordu bilemiyorduk ama çok ağlamıştı!

Çay bahçemizin en değerli müşterileriydi onlar, nasıl olmasınlar ki!  Hiç, tek başlarına masaya oturduklarını görmedim. İki ya da üç masa birleştirirdik. Öyle ya! Mahallemizin yarısı Behice Ablamın, diğer yarısı da Nazif Ağabeyimin masasındaydı…  Adı gibi hep güler yüzlüydü ablamız! Doğrudan yana ne varsa o da hep vardı. Lafta değil, eylemdeydi yaptıkları. 2018 yılının 2 Nisan sabahı Nazif Ağabeyimizle buluştular! Konuşamadık, sanki koşarak gitmişti. Soramadık bile ne oldu, niye böyle, nereye diye?.. Çekip gitti aramızdan.

Biz de şimdi soruyoruz. Plaketlerin havada uçuştuğu, seçim zamanlarında ve özel günlerde tonlarca çiçek dağıtan CHP’liler bunca yıldır bu partilinize ve onun yol arkadaşlarına bir plaket vermiş miydiniz? Son yolculuğunda onu hak ettiği şekilde bir dal çiçekle uğurlamış mıydınız? Partinizin bir çelengi var mıydı? Ya Çevre derneği ve STK’ler sizler bir çelenk yaptırmış mıydınız? Merak ettim! Hafızamda da bulamadım! Yorumlarınızda okumak istiyorum. Belki de yoldaşınızı hak ettiği bir şekilde uğurlamışınızdır!.. Sizlerden özür diler, çok mutlu olurum…

Not: Sadece yoldaşlarının orada olduklarını biliyorum. Parti ve STK yöneticilerinin ne yaptıklarını ne yapmadıklarını merak ettim!

Sadece, Balıkçılar Derneğimiz üstüne düşen görevi yapmıştı. Buradan başkanlarına ve dernek yönetimine çok teşekkür ediyorum…

*Piyade, Osmanlı zamanında saltanat kayıklarından esinlenerek yapılan burun kısımları eğik bir kılıcı andıran dar uzun balıkçı teknelerine verilen addır…

Önceki İçerikKunduracı Ali (Alestro)
Sonraki İçerikCanavar Muharrem…
İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..

Usta!

Kadınlar Plajı

Yalan Dünya!

Sahil Yolu

Ağaçlar Ayakta ölür!

Aklıevvel

Mübadele Evi

İlgili Yazılar

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..

Usta!

Kadınlar Plajı

Yalan Dünya!

Sahil Yolu

Ağaçlar Ayakta ölür!

Aklıevvel

Mübadele Evi