0532 627 09 77 • info@silivrihaberhatti.com • Silivri: 18°C (Parçalı Bulutlu) 22 Ekim 2026, Perşembe
BALIKÇI & DENİZ RAPORU
Silivri Kıyıları & Marmara
Denize Açılmaya ve Bal
Dalga
0.02 m
Rüzgar
Keşişleme (Akyel)
Hız
2.8 Kt
Sakin Deniz (Çarşaf Gibi) Detaylı Rapor »
GÜNÜN ÖZLÜ SÖZÜ Tümünü Gör »

“Bize gayret yaraşır, merhamet Allah'ındır. Hükm-i âti ne fakirin, ne de şâhinşâhındır.”

Namık Kemal (Vatan Şairi)
Geri
18
Şeyhmus Mete Yöntem
Şeyhmus Mete Yöntem
Yazarın Makaleleri • 3 Yazı

Silivri’nin Meyve Haritası

Silivri’nin Meyve Haritası
Çocukluğumun Silivri’sini bir de ağaçların yerinden hatırlıyorum.
Çocukluğumun Silivri’sini bir de ağaçların yerinden hatırlıyorum.

Çocukluğumun Silivri’sini bir de ağaçların yerinden hatırlıyorum.

Hangi bahçede ne yetişirdi, hangi ağaca nasıl ulaşılırdı, kim bizi kovalar, kim içeri buyur ederdi… Bunları bilirdik. Bir de topladıklarımızı nerede yiyeceğimizi, peşimize biri düşerse hangi yoldan kaçacağımızı.

Piri Mehmet Paşa Camii’nin bahçesinde ayva ağaçları vardı. Eski tapu dairesinin önünden bahçeye atlardık. Önce mahalleden bir arkadaşımızı caminin camından içeri bakmaya yollardık. Kimse yoksa plan yapılır, kimin hangi ağaca gideceği belirlenirdi. Çete hâlinde dağılır, otopark görevlisine yakalanmadan operasyonu tamamlamaya uğraşırdık.

Adamın sanki ağaçlara yerleştirdiği bir sensör vardı. Her seferinde bizi fark ederdi. Elinde bir keser sapıyla canhıraş peşimize düşer, hiçbirimizi yakalayamazdı.

Ayvalar yere düşüp çürüse daha mı iyi olacaktı? Ne vardı yani, biz toplasaydık.

Genellikle kış olurdu. Üzerimizde montlarımız vardı. O dönemin çocuklarına her şey birkaç beden büyük alınırdı. Biz de ceplerimize doldurabildiğimiz kadar ayva doldururduk. Kaçarken bazılarını düşürsek de elimiz boş dönmezdik.

Ayvaları yemek için mahalleye, bizim “tepe” dediğimiz eski surların üstüne çıkardık.

Kale Mahallesi’nde evlerimiz surların etrafındaydı. Bazı binalar surun üstünde, bazıları hemen dibindeydi. Bir çıkmaz sokağımız, ortada bir elektrik trafosu, tepeye çıkıp inebildiğimiz dar patikalar vardı. Bizim için doğal bir lunaparktı.

Trafonun arkasından, surun üstündeki gecekondunun duvarına tırmanır, çıkmaz sokağa bakan en yüksek yerde ayvalarımızı yerdik. Bizi kovalamaya gelenleri oradan izler, geldikleri yöne göre Kale Mahallesi’nin farklı yerlerine kaçardık.

Düşmanı uzak tutmak için yapılmış o eski Bizans surları, yüzyıllar sonra bizim de işimize yarıyordu. Gerçi bizim peşimizdekilerin derdi çoğunlukla birkaç ayvaydı.

"Boyacı Bayırın da, Şoför Muharrem’in terk edilmiş evinin bahçesinde de bir bardak eriği ağacı vardı. Evimize kırk elli metre mesafedeydi. Bahçe sık çalılarla kaplanmıştı. İçeri girip erik toplarken üstümüz başımız çizilirdi.

Ev giderek yıkılıyordu ama ağaç meyve vermeye devam ediyordu. Üniversiteden döndükten sonra aile evine geldiğimde de oradaydı. Yıllar sonra aynı ağacı hâlâ meyve verirken görmek hoşuma gitmişti.

Sonra ev tamamen yıkıldı. Bahçe düzlenirken ağaçlar da söküldü. Şimdi orayı hatırlarken evin yanında o erik ağacını da görüyorum.

Aziz Nektarius'u evinin yıkıntıları arasında ise ekşi bir erik ağacı vardı. Biz ona “papazın eriği” derdik. Çocuk aklımla, pazarda “papaz eriği” yazan tabelaları görünce oradan koparıldığını zannederdim.

Muhacir Mahallesi’nde, tek katlı bir evin bahçesinde görkemli bir dut ağacı vardı. Baharda önce beyaz olan, sonra siyaha dönen dutlarıyla hatırlıyorum.

Bahçeye gizlice girer, birimizi ağaca çıkarırdık. Yedek ekip gözcülük yapardı. Yukarıdaki ağacı sallar, aşağıdakiler dökülen dutları yerden toplayıp poşetlere doldururdu. Ev sahibi fark ettiğinde yedek ekip dikkatini üzerine çekip onu peşine takardı. Böylece ağaçtaki arkadaşımız da güvenle kaçabilirdi.

Özellikle siyah dut zamanı her yerimiz batardı. Yere tükürüp “Ağzımız kanıyor!” diye şaka yapardık.

Dutlarla çıkmaz sokağa dönerdik. Surun dibinde terk edilmiş, üstü açık bir 124 Spider vardı. Biz ona “yeşil araba” derdik. İçine, etrafına doluşurduk.

Başlarda her şeyi yerli yerindeydi. Biraz da o hâle biz soktuk. Sahibi önceleri bizi çok kovaladı, sonra pes etti. Neden izin verdiğini bilmiyorum.

Sırayla direksiyonuna geçerdik. Oyunlarımızda hep başroldeydi. Hayalimiz bir gün onu çalıştırıp sahilde gezmekti. Çok küçük çocuklardık; çalıştırmak yapabileceğimiz bir şey değildi. Direksiyonuna geçmek yetiyordu.

Sahilde de iğde ağaçlarımız vardı. Bugün Kazım Koyuncu Yürüyüş Yolu’nun olduğu Kıl Burnu tarafında, Küpeşte ile Allegro Hayrettin’in mekânının bulunduğu sahil şeridindeki bir boşluktaydılar.

Çok lezzetli oldukları söylenemezdi. Ağzımız burulurdu ama yine de koparırdık. Orada rahattık. Sadece kendince duyarlı bazı insanlar bizi uzaktan ayıplardı. Biz hiç oralı olmazdık.

Konutlar tarafında, stadın çevresindeki bir evin bahçesine muşmula için giderdik. Evin sahibi çok tatlı bir kadındı. Hiç kızmaz, bizi kendisi davet ederdi. Yuvarlak gözlükleri, uzun beyaz saçları, renkli gözleri vardı.

Adını hatırlayamıyorum.

Aynı kadının Çorlu durağında, şimdi Çeşmeliköşk Konağı Oteli’nin bulunduğu yerde bir serası vardı. Çilek yetiştirirdi; çeşitli çiçekler, sebze fideleri de olurdu. Bizi oraya çağırırdı. Yardım eder, karşılığında fide alırdık.

Verdiği lale soğanlarını ve çilek fidelerini, evimizin sura bakan balkonunda annemin yardımıyla saksılara ekerdim. Her gün büyümüşler mi diye bakardım. Laleleri hiç açtıramadım. Çileklerden ise çok yedim. Gerçi az meyve verir, hemen solarlardı.

En tehlikeli ağacımız Hüseyin Aga’nın bahçesindeydi. Roma hamamı kalıntılarının hemen dibindeki gecekondusunun bahçesinde bodur bir elma ağacı vardı. Elmaların çok güzel bir tadı ve kokusu olurdu.

Hüseyin Ağa bizi baltayla kovalardı. Yakalanma ihtimalini bugün bile düşünemiyorum. Biz de onu sürekli kızdırırdık. Nereden, ne zaman geçtiğini az çok bilirdik. Evinden uzaklaşınca ekibin bir bölümü onu peşine takardı. O taş atmakla meşgulken diğerleri bahçeden toplayabildiğini toplardı.

Bir sokak öteden surun üstüne, oradan trafonun arkasına kaçardık. Buluşma yerimiz belliydi.

Bir de kral ödülümüz vardı: Çamlık’taki incir ağacı.

Roman Mahallesi’ndeki sağlık ocağının bahçesindeydi. Orası Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin de staj yeriydi. Asıl zorluk mahalleden geçmekti. Oradaki çocuklarla şimdi kardeş gibiyiz ama o yıllarda kedi köpek gibi birbirimizi yerdik. Giderken ya da dönerken mutlaka karşılaşırdık. Bir de Roman Mahallesi’nin sokak köpekleri vardı.

Ağaca varınca incirleri rahatça toplar, orada yerdik. Uzaktan canlı çalınan klarnet sesleri gelirdi. Kuş sesleri, çocuk sesleri, belediyenin anonsu birbirine karışırdı. Boşnak Bahçe’nin eşsiz manzarası ve gün batımı aklımda kalmış.

Dönüşte çocuklarla karşılaşmazsak köpekler kovalardı. Çocuklarla karşılaşırsak kavga çıkardı. Kaçış yolumuz değişmezdi: Havuzlu Kahve’nin oradan tepeye, tepeden trafonun arkasına, oradan yeşil arabaya.

Mahallemizdeki koca çam ağacının bile meyvesini bulmuştuk.

Kastamonu’dan taşınan bir aile vardı. O aileden sarıklı, şalvarlı, cübbeli bir abi hatırlıyorum. Beldeyama mopetinin üstünde o kıyafetlerle giderkenki görüntüsü çocuk gözümüze komik gelirdi. Asıl mesleği pastacılıkmış.

Kozalakları topladığını görünce sorduk. İçlerinden fıstığın nasıl çıkarıldığını gösterdi. Biz de alet edevat kullanabilen çocuklardık. Öğrenince etrafta bir tane bile kozalak bırakmadık.

Çok kibar, merhametli bir insandı. Bir gün yaptığı pastaları getirip sokakta hepimize dağıtmıştı. Bize ikramı, paylaşmayı, göz hakkını anlatır, bazen de peşine takıp teravihlere götürürdü.

Farklı camilerde, farklı saflarda namaz kılarmış. Ahirette namaz kıldığı yerlerin ona şahitlik edeceğini söylerdi. Hâlâ inandığım bu anlatısı aklımda kalmış. Adını hatırlamıyorum ama yeni bir yere gittiğimde o abiyi hatırlıyorum.

Silivri’de daha hatırlayamadığım bir sürü ağaç vardı. Bazılarının yerini unuttum, bazılarının yanına hangi yoldan gittiğimizi. Hatırladıklarımı yazdıkça bir bahçeden ötekine, bir mevsimden başka bir mevsime geçiyorum. Sonra yol yine bizim tepeye, trafonun arkasına, yeşil arabaya çıkıyor.

O abinin  anlattığı, namaz kıldığı yerlerin ahiretteki şahitliğiydi. Benim bu sokaklarda aradığım ise çocukluğumun izleri.

Bir gün o yılları yalnızca benim hatırlamam yetmezse, çocukluğumun Silivri’sinde söyleyecek sözü olan çok yer var.

%100 Beğeni
19 Okunma
YORUMLAR (0)

Bu köşe yazısına henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yazın
Daha İyi Bir Okuma Deneyimi İçin Çerezler

Haber ve köşe yazılarımızı en iyi deneyimle okumanız, sesli dinleme tercihlerinizi hatırlamamız ve içerik kalitemizi artırmamız için çerezlerden yararlanıyoruz. Detaylı bilgi için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.

SON DAKİKA Haber Bildirimleri

Silivri ve Trakya'dan sıcak gelişmeleri, flaş haberleri ve köşe yazılarını tarayıcınız kapalıyken bile anında bildirim olarak alın.

* Abone olduğunuzda güncel gelişmeler anında iletilir.

Bildirimleriniz aktif! Silivri ve bölgeden son dakika haberleri ve flaş gelişmeler tarayıcınıza anında ulaştırılıyor.

* Cihazınızda bildirimlerin çalıştığını alttaki test butonuyla deneyebilirsiniz.

Tarayıcınızda bu site için bildirimler engellenmiş.

Bildirimleri alabilmek için adres çubuğunuzun solundaki kilit (🔒) veya site ayarları simgesine tıklayıp Bildirimler seçeneğini İzin Ver olarak güncelleyebilirsiniz.
Haberci Karga AI ASİSTAN
Canlı & Dinliyor
Gaaak! Merhaba! Silivri Haber Hattı'na hoş geldin! 🦅🎙️
Günün taze manşetleri, Silivri anlık hava durumu, döviz kurları, av sezonu ve okullar hakkında ne istersen bana sorabilirsin!
GAK!
PRESS