Bizim oturduğumuz apartmanın altında Şirinkentliler Lokali vardı. Lokal dediğime bakmayın, kahvehaneydi. Marif Amca işletirdi. Mahalleden komşumuzdu, kızları da oyun arkadaşlarımızdı. Birlikte oynar, aynı mahallenin çocukları olarak büyürdük. Marif Amca hem arkadaşlarımızın babası hem komşumuz hem de aşağıdaki kahveyi işleten kişiydi.
Silivri o zaman küçüktü. Çocukken dolaştığımız yerlerde tanıdık birine rastlamak zor değildi. Birbirimizin evini, ailesini bilirdik. Bugün düşününce, mahallede kendimizi güvende hissederek o kadar rahat dolaşabilmemizde bunun da payı olduğunu anlıyorum.
Şirinkentliler Lokali’nin bizim için başka bir önemi daha vardı.
Esentepe, çocukluğumda geniş boş alanların olduğu, inşaatların yoğunlaştığı bir bölgeydi. Zamanla o boşluklarda binalar yükselmeye başladı. Bir yerde temel kazılır, başka bir yerde kat çıkılırdı. İnşaatlarda çalışan Gümüşhaneli ustaların buluşma yeri de bizim apartmanın altındaki kahvehaneydi.
Mesai bitince ustalar oraya toplanırdı. Biz de onların gelişinden işlerin bittiğini, artık inşaatlara gidebileceğimizi anlardık.
Ustalar oturmaya, biz malzeme toplamaya giderdik.
Aradığımız şey yamuk çivilerle artan cam macunlarıydı. Marif Amca aracılığıyla ustalardan haber alırdık. Hangi inşaatta macun kalmış, nerede daha çok çivi çıkmış, öğrenirdik. Sonra gidip kendimize oyuncak yapmaya yarayacak malzemeleri toplardık.
Yamuk çivileri iskelet olarak kullanır, üzerlerini cam macunuyla kaplayıp kendimizce heykeller yapardık. Genellikle insan, salyangoz ve uğur böceği şekilleri yapmaya çalışırdık. Artık elimi¬zden ne gelirse, neye benzetebilirsek…
Yaparken ellerimiz boyanırdı. Macun sertleştikten sonra da yaptıklarımızı çoğunlukla bozar ya da kaybederdik. Bugüne sakladığımız bir tanesi bile yok. Ama o yamuk çivilerle ne yapmaya çalıştığımızı hâlâ hatırlıyorum.
İnşaatlardan yalnızca bizim topladığımız malzemeler çıkmazdı. Bazı binaların temelleri kazılırken tabutlar, iskeletler, mezar yerleri de ortaya çıkardı. Bunları birilerinden duymaz, kendi gözümüzle görürdük.
Hem korkar hem merak ederdik. Bakmak isterdik ama gördüklerimizden de ürperirdik. Kimlere ait olduklarını, ne zamandan beri orada bulunduklarını bilmezdik. Boş gördüğümüz alanların altında mezarlar olduğunu o kazılarda öğrenirdik.
Esentepe her geçen gün biraz daha doluyordu.
Varyemez’in kahvesinin oradan baktığımızda, boş alanlarda yavaş yavaş binaların yükseldiğini görürdük. Eskiden bütün görkemiyle görünen Esentepe Camisi de zamanla bu binaların arasında görünmez olmuştu.
Çocukken bu değişimin hesabını tuttuğumuz yoktu. Hangi arsaya bina yapıldı, neresi kapandı diye düşünmezdik. Yeni bir inşaat, bizim için toplanacak çivi ve macun demekti.
Pazartesi günleri o caddede semt pazarı kurulurdu. İnşaatların, ustaların, kahveye gelenlerin yanında haftada bir de pazarın hareketi eklenirdi. Bizim çocukluğumuz bunların arasında geçiyordu.
Sonra milenyum yılı geldi.
Şirinkentliler Lokali kapandı. Yerine Milenyum İnternet Kafe açıldı. Apartmanımızın altındaki aynı dükkân, sonraki yıllarda bizim en önemli toplanma yerlerimizden biri oldu.
Bu kez ustaların gelmesini beklemiyorduk. Kendimiz gidip oturuyorduk. Oyun oynuyor, arkadaşlarla vakit geçiriyorduk. Birkaç yıl önce inşaatlardan topladığımız çivi ve macunlarla oyuncak yapmaya çalışırken şimdi bilgisayar başında oynuyorduk.
Biz büyürken aşağıdaki dükkân da değişmiş, yine hayatımızın içinde kalmıştı.
Marif Amca’yı geçen yıl kaybettik. Bu hikâyeyi yazarken onu yine aşağıdaki kahvede hatırlıyorum. Kızlarıyla oynadığımız günler de geliyor aklıma, onun aracılığıyla hangi inşaatta çivi ve macun olduğunu öğrendiğimiz zamanlar da. Çocukluğumuzun içinde böyle bir yeri vardı. Allah rahmet eylesin.
Şimdi kırk yaşındayım. Bu kez Varyemez’in kahvesinin kentsel dönüşümle yıkılacağını konuşuyoruz.
Varyemez, Silivri için önemli bir simgedir. Her Silivrilinin hayatında bir yeri vardır. Adres tarif ederken de adını sık sık kullanırdık. “Varyemez’in orada,” dediğimizde nereden söz ettiğimiz anlaşılırdı. Silivri Lisesi de aynı yerdeydi. Kahvenin adı, çevresini tarif etmeye yeterdi.
Seçim zamanlarında siyasilerin de sık kullandığı, Roman mahallesinin müzisyenlerinin toplandığı bir yerdi. Farklı insanların, sohbetlerin birbirine karıştığı çok sesli bir kahveydi. Herkesin orayla ilgili hatırası başka olabilir. Benim hatıralarımda da oradan baktığımızda yavaş yavaş binalarla dolan Esentepe vardır.
Çocukluğumda bir mahallenin kurulmasını izledim. Gençliğimde apartmanımızın altındaki kahvenin internet kafeye dönüşmesine sevindim. Şimdi orta yaşımda, o mahalleye baktığımız yerin yıkılacağını duyuyorum. Silivri’nin değişmesini her seferinde başka bir yaşta, başka bir yerinden görüyorum.
Eskiden yeni bir inşaatta ne bulacağımızı merak ederdim. Şimdi bir yer yıkılacak denildiğinde, orada kimleri hatırladığımı düşünüyorum.
Varyemez de yıkılınca, bir gün oradan geçerken yanımdakine “Burada bir kahve vardı,” diyeceğim. Belki adres tarif ederken hâlâ adını kullanacağım.
Ardından bizim apartmanın altındaki kahveyi de anlatırım. Marif Amca’yı, kızlarıyla oynadığımız günleri, mesaisi biten ustaları ve cam macunundan yaptığımız salyangozları, uğur böceklerini…
O zamanlar Silivri küçüktü. Biz de çocuktuk. Bir kahveye toplanan ustalardan mesainin bittiğini anlayacak kadar birbirimizin hayatının içindeydik.
Varyemez’in kahvesi yıkılmadan gidip son bir çay içmek istiyorum. Bir de çocukken baktığım yerden, şimdi kırk yaşında, Esentepe’ye yeniden bakmak.
Ellerimize bulaşan cam macunu çoktan çıktı. O günlerin izi hâlâ duruyor.
Esentepe’nin Yamuk Çivileri
Bu köşe yazısına henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yazın