Bugün sizlere yaşanmış bir öykümüzü aktaracağız. Öykümüzün Sahibi Sadık Kavakdere. Bizlere bir çeyiz alma hikayesi anlattı. Yazmazsam aklım kalırdı. Keyifle okuyun…
Yağan yağmura aldırmadan çeyizi elden ele otobüsün bagajına doldururken otobüsün muavini Hasan bir yandan gelen çeyizleri düzgün bir şekilde bagaja istif ediyor bir yandan da sandık için yer hazırlıyordu.
Sandık çok önemliydi?
Klarnet ve davul sesleri arasından bir anda kaptanın sesi duyuldu kaptan kısa boylu hızlı pire gibi yerinde duramayan biriydi. Göz kırparak, “Hasan sandık yeri tamam mı?” diye sormuştu.
Hasan’da gülerek, “Ayıpsın usta, hazır olmaz mı?” diye yanıtlamıştı.
Derken sandık gelmiş ve bagajdaki yerini aldıktan sonra davullar susmuştu. Kaptanı ve Muavin Hasan’ı yola çıkmanın telaşı sarmıştı
1974 yılının bir ocak sabahında yola çıktıklarında açık ama soğuk bir hava vardı önce yağmur şimdi ise sulu kara dönmüştü. Kız tarafı ile hızlı bir vedalaşmadan sonra yola çıkıldı…
Hava, hafif kararmaya başlamış ve kar hızını arttırmıştı… Düğüncüler yorulmuş, uykuya dalmışlardı. Arka tarafta ise Hasan ile çalgı ekibi arasında sohbet kahkahalar eşliğinde devam ediyor arpa ve üzüm suları içilmeye devam ediyordu. Ön tarafta ise Orhan Gencebay’ın, “Dertler benim çile benim hayat senin olsun” şarkısı çalıyordu.
Malkara’yı geçmiş, Tekirdağ rampasını çıkarken bir anda arka taraftan bir ses duyuldu
-Agacım, acil durum, durman lazım!
Kaptanın cevabı gecikmedi “duramam durursam kalkamayız, her taraf buz!..”
-Agam yapma agam durmazsan her taraf batacak otobüsün içi leş olacak
Kaptan mecburen sağ tarafa yanaşarak Hasan’a seslendi:
-Hasan takoz.
Hasan’da kaptanı gibi kısa boylu ve onun gibi atikti. Hemen tekerleklerin arkasına takozu koymuştu
Arka beşli çil yavrusu gibi doğaya yayılmış, beş dakika sonra iliklere işleyen soğukta titreyerek otobüse geri dönmüşlerdi.
Hasan’ın sesi duyuldu:
Devam et kaptan…
Hasan sesleniyordu ama otobüs hareket edemiyor olduğu yerde patinaj yapıyor ilerleyemiyordu kaptan seslendi
-Hasan paspas
Kaptanın her talimatını bilen Hasan arka kapı basamak paspasını kaptığı gibi patinaj yapan tekerleğin altına yerleştirmiş tutunmayı sağlayan otobüs hareketlenmişti. Hasan, atik bir hareketle hareketlenen otobüse atlamış otobüsün içinden de alkışı almıştı. (Şimdi ne var bunda diyenler olacaktır zamanın otobüslerinin kapıları çarpma kapı, hem paspası at giden aracın kapsını aç atla herkesin harcı değil)
Saatler gece 24:00 yaklaştığında otobüs eski çantaya varmış, bagajlar boşalmaya başlamıştı. Hasan ise sandığın olduğu bagajın başında sıranın gelmesini bekliyordu
Nihayet hasanın bekleyişi son bulmuş iki kişi sandığı olduğu bagajdan almışlardı kaptan seslendi:
-Hasan gel oğlum, bak; damat babası seni çağırıyor
-Hasan, söyle bakalım anahtar ne kadar?..
-sen ne verirsen abi!
Hasan gözü tok birisiydi, köylüsünün de durumunu biliyordu. Sadece geleneğin yerine gelmesi için böyle bir talebi olmuştu…
Damadın babası geleneği yerine getirmiş, Hasan’a bahşişini vermişti. Uzaktan onları kesen kaptan
-Hayırlısı olsun, Allah bir yastıkta kocatsın, diye seslendi…
İşareti anlayan Hasan, anahtarı getirmeye gitmişti ama bir terslik vardı Hasan geri gelmemiş ortalıkta gözükmüyordu
Damadın babası ile kaptan, Hasan’ı otobüsün arka beşlisinde otururken buldular!
Kaptan;
-Hasan ver oğlum anahtarı
-usta anahtar yok
-anahtar nerede oğlum
-anahtar paspasın altında usta
-ee oğlum paspas nerde?
-….?
Sahi paspas nerde?