Ana SayfaLütfü ErtürkYol Hikâyeleri (Sarayköy)

Yol Hikâyeleri (Sarayköy)

Haziran ayını severim. Bol bereketli bir aydır. Her türlü meyve ve sebzenin pazarlarda boy gösterdiği bir aydır. Yaz başlıyor…İçki sofrasında bana anı anlattırmayacaklar. Bir hasret, bir özlem çöker yüreğime… Nereyi, neyi anlatıyorsam gidip göresim gelir. Yine öyle bir geceden bahsediyorduk… Denizli üzerinden mecburi istikamet verdiler otobüsümüz Sarayköy’e giriş yaptı. İhtiyaç molası der demez, ilk gördüğüm lokantadan içeri girdim.

-Bir kuru çek, diye seslenmeme; garson onay verir gibi “abime kuru çek” dedi.

Yemeğimi verirken, “ağabey, biliyorsun Sarayköy’ün kuru fasulyesi meşhurdur. Diye tanıtımını yaptı. Bilmiyordum ama bilir gibi yaptım ben de. “Niye istedik ki” diye de sitemli bir konuşma yaptım. Oysa kuruyu istemenin tek bir nedeni var! Ekonomik oluşu ve yanında bir somun ekmeği götüreceğimin garantisi vardı. Aklımda kalmış işte, kuru fasulye…

Aradan 20 yıl geçmiş ben, yine Denizli yollarındayım.

-Sarayköy’e yaklaştık. Deyince arkadaşım.

“Aman bir kuru fasulye yiyelim çok güzeldir.” Dediğimde arkadaşımla göz göze geldik. Gözlerimi kaçırdım. Denizlili olan arkadaşıma şehrini tanıtıyorum. Olacak şey mi?

-Hele sen bi duruveren daha ne lezzetleri vardır bu Sarayköy’ün… Sesimi çıkarmadım.

Asmalı bir lokantanın önünde durmuştuk. Şimdinin kafeleri vardır ya! Yemekten tosta, kahveden biraya her şey vardır. Bu salaş asmalı lokantanın hali çok hoşuma gitmişti. Kimi şarap içiyor, kimi kahve. Kimi çorba içiyor kimi makarna yiyor…

Arkadaşım, hiç üstelemeden ve de sormadan kapıdan içeri seslendi. İki kelle çek! 20 yıl geriye götürmüştü beni. Garson, aynı o gece ki gibi onay vermişti “ağabeylerime iki kelle çek.” Gülümsedim…

“Kelle yenir elle” diye bildiğimden, ellerimi yıkamak üzere lavaboya gittim. İçeri de rakıcılar, şarapçılar harman olmuşlar. Canımı çektirdiler. Masalara birer “afiyet olsun” çektikten sonra tam yerime geçecektim ki orta masada oturan zayıf çelimsiz, yanık yüzlü, önündeki turşu ile şarap içmeye çalışan gözleri şimdiden kapanmaya yüz tutmuş adamımı fark ettim. Beni fena yakalamıştı duruşu, cemali, şarabı turşusu.

Ellerimi kuruluyor gibi yapıp, masasının yanında dikilmeye başladım. Televizyonda çok yıllık bir Türk filmi izliyordu. Ondan başka bakan da yok zaten… Hani dışarıda arkadaşım beklemese çökeceğim masaya…

-Nasıl güzel mi? Diye yanaştım.

-Ne olcek şarap işte 2 dane devirdik. Daha kafa yapmadı.

-Belki de turşuyla içtiğindendir, dedim. Kestiriyorsun içeride o yüzden sarmıyor. Baktı, baktı  “nerelisin sen bi deyiver hele” dediğinde. Bekle geliyorum dedim.

Arkadaşım, dışarıda daha yemeği ile meşguldü. Biraz izin istiyorum dedim. Kafasını sallayarak izni onayladı.

Garsona, “kaç para bu şarap” dedim. “Turşu ile birlikte ona 10 Tl’ye veriyoruz” dedi. Bana kaça olur dedim. Güldü, “o masaya oturursan sana da 10 TL”  dedi. Bir kendime bir de adamıma şarap söyleyip içmeye başladık. Turşu ile şarap çekilecek gibi değildi ama şarap güzeldi. Zaten oldum olası Denizli şaraplarını severdim.

Başka bir şey istemiyordu. “Ben içemiyorum ama” deyip, az kaşar istedim. Biraz da tuzlu fıstık gelince şarabın keyfini çıkarmaya başladım. Bir yandan da adamımı delmeye çalışıyordum. “Bizim Güney’in şarapları daha güzel” dedi. Denizli, Güney’denmiş. İlkokul öğretmenliği yapmış yıllarca sonra gelip hanımın köyüne yerleşmişler, yani Sarayköy’e… O bir yudum aldığında ben bardağı yarılıyor, bir yandan da dışarıdaki arkadaşımı gözlüyorum. Evlerinde, sadece Aziz Nesin’in kitapları bulundu diye yemediği dayak, yatmadığı hapishane kalmamış. Kırşehir’de almışlar, kadını yolunu gözlemiş ama bir müddet sonra haber alamayınca da kalkmış baba ocağına dönmüş. Adamım tam 7 yıl sonra salıverilmiş. Koşarak buraya geliyor tabi. Kadın diretiyor burada kalalım diye…  Kıramıyor ama içinde bir şeyler kırılmış gitmiş adamımın. Sıkılarak sordum.

-Emeklilik var mı?

-Bu yıl bağlanacak…

-Kaç yıl geçti ki

Çok derinden bir nefes aldı sanki ciğerlerinden koparırcasına geliyordu. Cevap vermeden şarabını süzdürdü dudakla bıyıkları arasından… “30 yıl” diye cevapladı…

7 yıl hapis ve 30 yıldır alınamayan emeklilik.

-Ne iş yapıyorsun?

-Bağ yaprağı toplar, satarız. Ailecek bu işi yaparız.

-Tazesinden var mı elinde…

-Olman mı? Ama sen bir şarap söyleyiver alıp geleyim. Diyerek fırladı. Arkadaşımın yanına seğirttim. Bak, bağ yaprağı istiyordun, en iyisinden gelecek şimdi! Lakin biraz daha bekleyeceksin deyip, yerime geçtim.

Az sonra bir balya asma yaprağı kapıda hazırdı. “Ne yaptın?” Dedim.

-Şarapları işaret ederek, “sen de habersiz yaptın, ben bir şey dedim mi?” Diye gülümsedi.

Ben, “onları parasını vermezsem kabul etmem” dediğim de!

-10 TL, sen fazlasıyla ödedin zaten… Güldüm

Gitmeye yakın, Garsona 50 TL daha bıraktım. 5 Şişe şarap parası istediği zaman içsin dedim.

Garson dayanamamış söylemiş!

Çıkarken arkamdan bağırıyordu. Artık senin Sarayköy de bir masan var istediğin zaman gel otur diye sesleniyordu.

Sarayköy’e gitmek bize, yine farz oldu. Andık ya!

Önceki İçerikŞehir Efsaneleri 7 – Turgut Bingöl
Sonraki İçerikMüfredat
İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

Örselemeden!

Güzel Haberler de var!..

Meeting

FAŞİSTLER KÜMEYE !..

Anımsamakta Yarar Var

Kanun Namına!

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm

İlgili Yazılar

Örselemeden!

Güzel Haberler de var!..

Meeting

FAŞİSTLER KÜMEYE !..

Anımsamakta Yarar Var

Kanun Namına!

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm