Ana SayfaLütfü ErtürkNe diyebiliriz ki?

Ne diyebiliriz ki?

Sizin seçiminiz ve kendi tercihinizdi!Size, söz dinletmek ne haddimizeydi. Hele ki söz geçirmek, tövbeler olsun düşüncesi bile olacak şey değildi.Çok eleştirdik, çok yazılar yazdık… Siz de bu yazdıklarımız için “safsata” deyip geçmiştiniz…

Yani, bizim eleştirilerimize siz hep “rölans” çektiniz…

Buraya kadar!

Gitmeleriniz, gelmeleriniz, gezmeleriniz, yemeleriniz, içmeleriniz, söz verişleriniz, sözden dönüşleriniz hepsi bir tarafaydı. Bütün bunları, “insanın hata yapma özgürlüğü var” sözüne olan inancımızdan, içimizi serin tutuyor, hatadan dönmenizi bekliyorduk…

Bir şey vardı ki ne hata olarak kabul edilebilinir, ne de bir kanun maddesi kurtarıcı olabiliyordu…

Ne demeye çalışıyorum şimdi?

Duyduklarımdan yola çıkarak yazıyorum. Çünkü özellikle köşe yazılarımda çok bahsettiğim bir tercihinizden dolayı sorgulandığınızı duydum…

Hani, şu çok güvendiğiniz, okul açılışlarına uçaklar dolusu insanlar götürdüğünüz, “büyük ailenizden” girip, “dinler arası diyalogdan” çıktığınız; küçük menfaatleriniz için topluma idrak ettirmeye çalıştığınız, Gülen Hareketinden sorgulanıyormuşsunuz!

Üzüntü verici, elim bir hadise!

Hani festivallerde ayağınızı vurarak ve de yırtınarak “ ne senden geçerim ne eserinden” dediğiniz günleri anımsadım. Yalan da olsa iyi iş çıkarıyordunuz o zamanlar. Festivalin hakkını veriyordunuz yani… Sizin o halinizi görüp ağlayanlar, ayılıp bayılanlar olmuştu ön sıralarda…

Oysa 23 Nisan kutlamaları yerine; ” Kutlu Doğum Haftaları” düzenleyerek cemaate olan sadakatinizi gösteriyordunuz…

Hatırlar mısınız? Yerel bir sanayicimizin Silivri Endüstri Meslek Lisesine yaptırdığı ek derslik binasını açarken yaptığınız konuşmayı! Ata’nızdan bir kelime bile söz etmeyip, dinler arası diyalogla başlayıp, din turizmine bağlamıştınız işi… Nerede kalmıştı vazgeçemediğiniz Ata’nız? Alın o konuşmanızı bir daha dinleyin… Yere göğe sığdıramadığınız “Büyük Ailenizden “ övgü ile söz ediyordunuz…

Duyduk,  ifade veriyormuşsunuz! Sizi de çağırmışlar…

Olabilir, kimleri çağırmadılar ki!

Bu ülkenin genelkurmay başkanını bile sorguladılar değil mi? O günlerde bir tepkiniz olmuş muydu?

Dinler arası diyalogdan vakit bulamamıştınız sanırım…

Acaba diyorum! O kuru fasulyeli buluşmalarınızda; hasbıhal ettiğiniz insanlardan yardım istemediniz mi hiç?

Yoksa yıllarca kendinize rakip gördüğünüz kişiye mi koştunuz?  “Yardım et” diyerek… Eh, merhamet dileyene merhamet gösterecektir! Ona da böyle bir görev yüklemiş yaradan…

Bizim de elimizde kamera kayıtlarımız yok ama ne yaparsın elin yalancısıyız işte…

Gerçekten üzülüyorum. Böyle adice ve pespaye bir suçtan aranan, vatan hainliği ile suçlanan, terör örgütü lideri sıfatıyla yargılanan bir adamın, müridi olarak sorgulanmanıza üzülüyorum.

Oysa kendinize ne güzel sıfatlar takmıştınız! Sosyalist Başkan, Devrimci Başkan, İlerici Başkan, Atatürkçü Başkan… Hepsi de çok güzel sıfatlardı. Şimdiler de ne diyorlar? Fetöcü Başkan!  Ya da Fetöcülükten yargılanmanızı bekliyorlar?

Oysa yıllardan beri karşıydık biz bu girişimcilere!

Neden mi karşıydık?

1972’den beri Amerika’nın gizli faaliyetlerini yürütüyorlardı ülkemizde. Hiç duymuş muydunuz acaba? Evangelist yapılanma nedir? Diye.

Tapınak şövalyeleri(Merkezleri İsviçre Basel ) adlı Vatikan’ın şövalyelerini. Protestanlaştırılmış bir İslam yaratarak, İslam adına düzenlenen oyunları hep gördük hep bildiğimiz için karşı durduk. Memleket için, insanlarımız için karşıydık…

Dinler arası diyalog safsatasına bu ülkenin değerlerini kurban edip, eserlerin yok edilişlerini nasıl izliyordunuz?

Ayağınızı vurarak ve “geçmem” dediklerinin üzerine, nasıl basarak geçtiğinizi? Hepimiz gördük!

Hepimiz biliyoruz ki  “Biz büyük bir aileyiz” sözünün Gülen Cemaatinin sözü olduğunu ve Silivri’nin her yanına asarak nasıl bir diyalog başlattığınızı…

Şimdi, ne soruyorlar size?  Tabii ki bilmiyoruz!

Hayatınıza bir karakter ektiğinizde, kader biçeceğinizi hiç düşünmemiş olmanız ne acıdır!

Her hikâyenin 3 tarafı vardır! Sana göre, bana göre ve de acı gerçeği…

Sizi, keşke bozuk yollarınızla, şaşaalı yolculuklarınızla eleştirseydik. Kızgınlıklarımız bunlarla sınırlı kalsaydı. Ne acıdır ki koruduğunuzu sandığınız eserlerin, yok edilişlerine gıkınız bile çıkmamıştı.

Sizin, kendinize üzülmediğiniz kadar bizler, sizin için üzülüyoruz.

İnancınızın, ülkenizi ve ülkünüzü feda edecek kadar mecbur olduğunuz görüşünüz. Sizi, rakibinize bile muhtaç ettiyse şayet! İşiniz zor deyip, kapatıyoruz konuyu…

Sorabilirsiniz! Niye durduk yerde bir sürü konuyu tekrar ele aldım?

Hemen söylemeliyim ki! Hakkınızda yazdıklarım ve yazacaklarım hep bu gibi şeyler oldu. Yani sizin cephenizde yeni bir şey yok! Tekrar tekrar yazmaya da artık gerek görmüyorum.

Şimdi, yeni bir mücadelenin içine giriyoruz. Başka mücadelelerin içinde olacağız. Bayrak açmayacağız, bayrak olacağız…  Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur…

Önceki İçerik95 Yıldır Dış Mihrak!
Sonraki İçerikEvet mi, Hayır mı?
İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm

Direniş

Şehrül Emin

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..

İlgili Yazılar

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm

Direniş

Şehrül Emin

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..