Ben böyle yazıları hiç yazmadıysam senede birkaç defa veya seçim günlerinde beş on sefer yazıyorum.
Yine gözüme takılanlar oldu, vicdanıma sığmadılar. Hadi bir kez daha yazalım dedik.
Bir nevi ortaya karışık salata çıktı. Mevsim salatası gibi bir şey! Demek ki mevsimi gelmiş…
Şöyle, etrafınıza bir bakınız. Seçim üzeri söz verilen büfeler, çay bahçeleri, hazine yerleri kapış kapış gidiyor her daim.
Partiler, adaylar, meclis üyeleri, herkes birilerine birtakım sözler veriyor!
“Seçileyim bendesin!”
Büfe yerleri öncelikli oluyor. Sınır yok, sorun yok! Her ne kadar araya birkaç çay bahçesi sıkıştırılsa da Büfeler kapladıkları alan itibarıyla daha gözde yerler oluyor.
Çünkü, ilk sezonunda büfe olan yerler, ertesi sezon çay bahçesi, ertesi sezon kafe, ertesi sezon yavaş yavaş lokantaya dönüşüyor. Dönüşümün menüsü; köfte ekmek, mantı, kokoreç ve ev baklavası ile sezona giriliyor.
Ruhsat var mı? Kim kontrol ediyor?
İspanya da her sokakta kalamar ve bira evleri var. Bir litre bira ve 15 adet kalamar TL hesabıyla 350 TL.
Ya biz de?
Birayı boş ver, 6 adet kalamar 600 TL burada 2 de bira içtiniz mi 1.000. TL
Bira satmak için içki ruhsatı almak lazım! Zinhar yasak, iflahını keserler.
Balıkçı arkadaşlara 130 Bin TL cezayı anında kestiler iyi bilirim.…
Kordon boyunda 10’ar metre kare büfelere yer ayrıldı. 150 metre içinde en az 10 tane büfe var.
Ah, keşke büfe kalabilseydiler! Her biri, her sene batıya doğru beşer onar metre yürüdüler. Koca koca Çay bahçesine, lokantaya evrildiler…
Bu anlattıklarım, sahille sınırlı değil. Hiç kimseyi kast etmiyoruz. Genel yapı böyle işliyor.
Çıkın köy yollarına, köyden evirilmiş mahallelere, Alipaşa’dan itibaren başlıyor, tekel büfeleri. Çoğunun mülkiyeti kendisine ait. Mera kalmadı ki hayvancılık yapsınlar. Yasal yollardan tekel maddesi satıyorlar. Devletin vergi kazancı oldukça hatırlı sayılır.
Bizim takıldığımız konu ne?
Köylük (mahalle oldular) yerdeki tekel bayilerin çoğu dükkânlarını ikiye ayırdı. Yan tarafı enfes köfte ızgara salonuna dönüştürdüler. 20 metre ötedeki köfteci- kasap esnafı sinek avlamaya başladılar.
Neden?
Bayilik ruhsatı her kapıyı açar zannıyla köftenin yanında sağında solunda gazete arası, peçete sarması, fincanda, naylon bardakta arz talep ilişkisi başladı. Bayilik ruhsatı var! Kurcalama işte…
Geçtik!
Adam hurdacı; açmış dükkanını, ortalık toz duman, yoldan geçen tırlar, kum kamyonları, bir toz bulutu içinde, çengele de asmış kuzuyu kilo et satıyor. Dedik ya köyde üç dört kasap var. Ruhsatlı, hijyenik her hafta zabıta kapıda. Tamam eyvallah olsun da zaten ama o zabıta o yoldan geçerken o yol kenarında et satan adamı görmez mi? O zabıta o köfteciye giderken, o köy kenarındaki halden anlayan tekel bayiini fark etmez mi?
Yine seçimler gelecek…
Sessiz bir şekilde bekleşiyorlar, yine seçim günleri gelsin birkaç metre daha büyütelim arpalığımızı, birkaç masa daha atalım bayilik ruhsatlı lokantalarımıza…
Nasıl olsa sessiz kalacaklar, seçimi almak için susacaklar…
Ne diyor şarkıda Yıldırım Gürses: Yine mevsimler dönecek, yine yapraklar düşecek. Giden gençliğim hiç geri gelmeyecek… işte böyle sevgili dostlar. Bir kere verdin mi, bir daha gerisi gelir!..
Daha sonra “evvelden buralar, hep tilkilikti” diyen birileri kalacak mı etrafımızda ve hep bir ombudsmanın cevabı gelir aklıma “Fırat’ın kenarındaki 5 koyunun hesabını benden sorun derdi”
Bilmem o koyunların sorumluluğu kadar bizleri duyan, hisseden, koruyan ve gözeten birileri kaldı mı hiç?…
Ya da sessiz kalmak yerine vicdanı kurumsal hafızaya dönüştürmek, gerçek değişimin anahtarı olabilir mi sizce de?
