0532 627 09 77 • info@silivrihaberhatti.com • Silivri: 18°C (Çok Bulutlu) 27 Eylül 2026, Pazar
BALIKÇI & DENİZ RAPORU
Silivri Kıyıları & Marmara
Orta Çırpıntı - Tedbir
Dalga
0.44 m
Rüzgar
Poyraz
Hız
12.5 Kt
Hafif Çırpıntılı Detaylı Rapor »
GÜNÜN ÖZLÜ SÖZÜ Tümünü Gör »

“Bir kitap, içimizdeki donmuş denizi parçalayacak bir balta olmalıdır.”

Franz Kafka (Yazar)
Geri
18
Mutlu Gözücük
Mutlu Gözücük
Yazarın Makaleleri • 13 Yazı

“Boş Sandalye”.

00:00/08:51
1
“Boş Sandalye”.
Masaya oturduğumda saat yediye birkaç dakika vardı. Onun geç kalacağını biliyordum. Her zaman geç kalırdı.

 Yine de bu kez zamanında gelmesini istiyordum. Garsona iki kahve söyledim. Biri benim, biri onun için. Karşımdaki sandalyeye baktım. Birazdan geleceğini düşündüm. Montunu çıkaracak, sandalyeye oturacak ve her zamanki gibi özür dilemeden konuşmaya başlayacaktı. Ben de geç kaldığı için kızmış gibi yapacaktım, ama aslında geldiği için rahatlayacaktım.

Saat yedi oldu. Gelmedi. Yediyi beş geçti, gelmedi. On geçe telefonumu elime aldım. Aramak istedim. Aramadım. Birkaç dakika sonra yine baktım. Ekranda hiçbir şey yoktu. İçimden, biraz daha bekle, dedim. Beş dakika sonra gelir. Sonra kendime kızdım. Neden sürekli onu bekliyordum? Neden onun yaptığı her şeyi açıklamak için kendime bahaneler buluyordum? Beni önemsemeyen bir insanın davranışlarını anlamaya çalışmak neden benim görevimdi?

Garson ikinci kahveyi getirdi ve karşımdaki sandalyenin önüne koydu. “Arkadaşınız birazdan gelir mi?” diye sordu.

Başımı kaldırıp yüzüne baktım. “Bilmiyorum,” dedim.

Aslında biliyordum. Ama “gelmeyecek” demeye dilim varmadı. Çünkü bunu söylersem, kendime de söylemiş olacaktım.

Garson uzaklaştı. Çevremdeki masalara baktım. İnsanlar konuşuyor, gülüyor, yemek yiyordu. Kimse bana bakmıyordu. Buna rağmen herkesin benim yalnız bırakıldığımı bildiğini düşündüm. Saçma olduğunu biliyordum ama bundan kurtulamıyordum. Sanki karşımdaki boş sandalye yalnızca benim görebildiğim bir şey değildi. Sanki herkes o sandalyeye bakıp benim neden yalnız olduğumu anlıyordu.

Sonra kendime kızdım. Kimsenin umurunda değildim. İnsanlar beni tanımıyordu bile. Buradaki hiç kimse benim kim olduğumu bilmiyordu. Belki de asıl sorun buydu. Benim için çok önemli olan bir şey, başkaları için hiçbir anlam taşımıyordu.

Telefonum titredi.

Mesajı gördüğüm anda içimde bir şeyin koptuğunu hissettim. Mesajı açtım.

“Gelemedim. Bence artık birbirimizi görmememiz daha iyi.”

Bir süre ekrana baktım. Sonra tekrar okudum. Cümle aynıydı. Üçüncü kez okudum. Yine aynıydı.

İlk düşündüğüm şey “Neden?” oldu.

Sonra başka bir düşünce geldi. Başka biri vardı.

Bunu düşünmek istemedim. Ama aklıma girmişti bir kere. Telefonundan fotoğraflarını kontrol ettim. Yeni bir fotoğraf vardı. Yanında bir adam duruyordu. Fotoğrafa uzun süre baktım. Adamın kim olduğunu bilmiyordum. Ama önemli değildi. Önemli olan onun yanında benim olmamam ve benim yerimde başka birinin bulunmasıydı.

Kendime, kıskanıyorsun, dedim.

Sonra hemen itiraz ettim. Hayır, kıskanmıyorum.

Yalan söylüyordum.

Kıskanıyordum.

Hem de bundan utanacak kadar kıskanıyordum.

Onun mutlu olmasını istemiyor değildim. İstiyordum. Ama benden sonra mutlu olmasını istemiyordum. Aradaki farkı biliyordum ve bu fark beni rahatsız ediyordu. İnsan sevdiği birinin mutluluğuna sevinmek isterdi. Ben ise onun mutluluğunu kendime karşı verilmiş bir karar gibi görüyordum.

Demek ki benim yerimi doldurmuştu.

Bu düşünce beni asıl yaralayan şeydi.

Bir insanın hayatından çıkmak başka şeydi. Yerine başka birinin gelmesi başka.

Telefonu kapattım.

Geçmişte bana söylediklerini düşündüm. “Sen benim için önemlisin,” demişti. “Seni kaybetmek istemiyorum,” demişti. Ben de inanmıştım. Şimdi o sözlerin hiçbir değeri yokmuş gibi geliyordu.

Belki de insanın değeri, karşısındaki insanın ona duyduğu ihtiyaç kadardı.

Benim ona ihtiyacım vardı.

Onun bana ihtiyacı yoktu.

Bunu düşündüğüm anda içimde ağır bir değersizlik duygusu oluştu. Kendimi küçülmüş hissettim. Bunca yıl yaşadım, bunca insan tanıdım ve sonunda hâlâ birinin beni seçmesine ihtiyaç duyuyordum.

Kendime, bir insanın seni bırakması seni değersiz yapmaz, dedim.

Ama zihnimde başka bir ses vardı.

Öyleyse neden herkes gidiyor?

Bu soruya cevap veremedim.

Çocukluğumu düşündüm. Annemin beni beklettiği akşamları hatırladım. Bir şey söylediğimde dinlenmediğim zamanları düşündüm. Sonra çocukluk arkadaşımı düşündüm. Bir gün hiçbir açıklama yapmadan benden uzaklaşmıştı. İlk sevgilimi düşündüm. O da gitmişti. Hep birileri gitmişti.

Belki de yıllardır aynı şeyi yaşıyordum.

Biri gidiyor, ben de onun gitmesini kendi değersizliğimin kanıtı olarak görüyordum.

Belki de sorun terk edilmem değildi.

Sorun, her terk edilmenin ardından kendimi suçlamamdı.

Masadan kalkmak istedim. Kalkamadım. Çünkü kalkarsam her şeyin bittiğini kabul edecektim. Birkaç dakika daha oturursam hâlâ bir ihtimal vardı. Belki kapı açılacaktı. Belki içeri girecekti. Belki “Kusura bakma,” diyecekti. Ben de kızgın olduğumu gösterecek, sonra affedecektim.

Bunun olmayacağını biliyordum.

Yine de bekliyordum.

İnsan bazen gerçekleşmeyeceğini bildiği bir şeyi neden beklediğini anlayamıyordu.

Sonra asıl korkumu fark ettim.

Onu kaybetmekten korkmuyordum yalnızca. Onu kaybettikten sonra yalnız kalmaktan korkuyordum. Çünkü o zaman kendimle baş başa kalacaktım. Beni oyalayan hiçbir şey olmayacaktı. Ona kızamayacak, onun davranışlarını düşünerek kendimi avutamayacaktım. Geriye yalnızca ben kalacaktım.

Ben ve yıllardır cevaplamaktan kaçtığım sorular.

Ben neden böyleyim? Neden birine bu kadar bağlanıyorum?

Neden terk edilmekten bu kadar korkuyorum?

Neden biri beni sevdiğinde bile bir gün gideceğine inanıyorum?

Neden sevdiğim insanın beni seçmesini kendi değerimin ölçüsü olarak görüyorum?

Bu soruların hiçbirine cevap veremedim.

Garson hesabı getirdi. Masaya bıraktı. Hesaba baktım. İki kahvenin parası yazıyordu. Bir an güldüm. Sonra gülüşüm yüzümde kaldı.

İki kişilik hesap var ama tek kişi.

Ne kadar anlamsızdı!

Telefonumu aldım. Ona mesaj yazmak istedim.

“Neden?” Yazdım ve sildim. “Son kez konuşalım.” Sildim.

“Seni özlüyorum.” Onu da sildim. Sonra telefonumu masaya bıraktım.

Ne yazarsam yazayım sonucu değiştirmeyecektim. Onun kararını değiştiremezdim. Kendimi sevdiremezdim. Geçmişte yaptığım hataları düzeltemezdim. Beni terk etmesini engelleyemezdim. İlk kez çaresiz olduğumu kabul ettim.

Bunu kabul etmek, terk edilmekten daha ağır geldi.

Çünkü bugüne kadar her şeyi değiştirebileceğime inanmıştım. Bir insan uzaklaşırsa peşinden giderdim. Kırılırsa gönlünü alırdım. Benden vazgeçerse kendimi anlatırdım. Beni anlamazsa daha çok konuşurdum. Şimdi konuşacak hiçbir şey kalmamıştı.

Masadan kalktım.

Karşımdaki sandalyeye baktım. Birkaç dakika önce onun orada oturacağını düşünüyordum. Şimdi o sandalye bana yalnızca onun yokluğunu değil, hayatım boyunca kaybettiğim insanları da hatırlatıyordu.

Belki ben hep aynı şeyi yapıyordum. Birinin gelmesini bekliyor, geldiğinde onu kaybetmekten korkuyor, kaybettiğimde de bunun benim suçum olduğuna inanıyordum.

Garson yanıma geldi ve “Diğer kahveyi kaldırayım mı?” diye sordu.

“Evet,” dedim. Fincanı aldı artık masada yalnızca benim kahvem vardı.

Hesabı ödedim. Kapıya doğru yürüdüm.

Tam çıkarken telefonum cebimde titredi. Elimi cebime götürdüm ama çıkarmadım.

Dışarıda yağmur yağıyordu! Bir süre kapının önünde durup İçeri dönüp dönmemeyi düşündüm.

Sonra yürümeye başladım.

Telefonum yeniden titredi. Bu kez de bakmadım. Çünkü ilk defa birinin geri dönmesini beklemek istemiyordum.

Ne söyleyeceğini, neden aradığını, pişman olup olmadığını da bilmek istemiyordum. Belki gerçekten bitmişti.

Belki de benim için asıl zor olan onun gitmesi değil, onun gitmesinden sonra hâlâ kendimi değersiz görmeye devam etmekti.

Yürürken bunu düşündüm. Sonra ilk kez kendime dürüstçe sordum:

“Beni terk eden herkes haklı mıydı?” Cevabı bilmiyordum ama ilk kez sorunun cevabını onların vereceği bir şey olmadığını düşündüm. 

                                                                                                 Mutlu Gözüküçük, 27.09.2026

%100 Beğeni
20 Okunma
|
1 Dinleme
YORUMLAR (0)

Bu köşe yazısına henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yazın
Daha İyi Bir Okuma Deneyimi İçin Çerezler

Haber ve köşe yazılarımızı en iyi deneyimle okumanız, sesli dinleme tercihlerinizi hatırlamamız ve içerik kalitemizi artırmamız için çerezlerden yararlanıyoruz. Detaylı bilgi için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.

SON DAKİKA Haber Bildirimleri

Silivri ve Trakya'dan sıcak gelişmeleri, flaş haberleri ve köşe yazılarını tarayıcınız kapalıyken bile anında bildirim olarak alın.

* Abone olduğunuzda güncel gelişmeler anında iletilir.

Bildirimleriniz aktif! Silivri ve bölgeden son dakika haberleri ve flaş gelişmeler tarayıcınıza anında ulaştırılıyor.

* Cihazınızda bildirimlerin çalıştığını alttaki test butonuyla deneyebilirsiniz.

Tarayıcınızda bu site için bildirimler engellenmiş.

Bildirimleri alabilmek için adres çubuğunuzun solundaki kilit (🔒) veya site ayarları simgesine tıklayıp Bildirimler seçeneğini İzin Ver olarak güncelleyebilirsiniz.
Haberci Karga AI ASİSTAN
Canlı & Dinliyor
Gaaak! Merhaba! Silivri Haber Hattı'na hoş geldin! 🦅🎙️
Günün taze manşetleri, Silivri anlık hava durumu, döviz kurları, av sezonu ve okullar hakkında ne istersen bana sorabilirsin!
GAK!
PRESS