Ana SayfaMutlu GözüküçükBir Feryadın İçsel Yolculuğu. Sonbaharda Aşk

Bir Feryadın İçsel Yolculuğu. Sonbaharda Aşk

Yapraklar düşüyordu; birer birer, sessizce, tıpkı yılların göğsümde bıraktığı yaralar gibi. Oturduğu eski koltukta, pencerenin önünde, Cengiz yılların yükünü hissetti. Dışarıdaki rüzgârın hırıltısı, geçmişin anılarını sürükler gibi esiyordu. Her düşen yaprak, kaybettiği insanları, unutulmuş hayalleri ve her zaman bir adım ötede kalan mutluluğu hatırlatıyordu.

“Zaman… Ne kadar da acımasız,” diye mırıldandı kendi kendine. “Her şey geçiyor… Ve ben hâlâ buradayım.”

Kalbinde bir titreme vardı. Bu titreme, bir zamanlar gençliğinde hissettiği coşkunun gölgesi değildi. Bu, olgun bir acının ve aynı zamanda bir umut kıvılcımının bir araya gelmiş hâliydi. O, ikinci bir bahar aşkının eşiğindeydi—ama ilkbaharın masum coşkusundan uzak, bilinçli bir şekilde, geçmişin gölgeleriyle çevriliydi.

“Seviyorum… ama her dokunuş, geçmişin acı izlerini yeniden açıyor,” dedi sessizce. “Ve biliyorum, bu da geçecek. Tıpkı her şey gibi.”

Cengiz’in aklı, yıllar boyunca biriktirdiği deneyimlerle doluydu. Maddi kaygılar, yaşamın yorucu gerçekleri, yalnızlık… Bunların her biri aşkın önüne gölge gibi düşüyordu. Ama yine de sevmek zorundaydı; çünkü aşk, yaşamın sonbaharında hâlâ bir ışık, hâlâ bir dirençti.

Kendisini hatırladı: Gençliğinde nasıl coşku ve cesaretle sevmişti; şimdi ise daha ağır, daha derin bir şekilde. Her bakış, her sessizlik, bir meditasyon gibi ruhunu derinlemesine sarsıyordu. Ölümü düşündü. Ölüm, her zaman aşkın sessiz gölgesiydi. Ve her sarılışta, kaybetmenin kaçınılmazlığını biliyordu.

Ama bu farkındalık, acıyı artırırken aynı zamanda her anı kutsuyordu. İnsan, kaybedeceğini bilerek sevebiliyorsa, işte o zaman gerçek anlamıyla yaşıyordu.

Cengiz pencereye yaslandı. Rüzgâr sertleşti; yapraklar hızla düşüyordu. İçinde hem hüzün hem de bir tür huzur vardı. Kalbi hâlâ çarpıyordu, ruhu hâlâ yanıyordu. Bir feryat, bir meditasyon… Her nefes, geçmişin ağırlığıyla titreşiyordu ama hâlâ bir ışık vardı, hâlâ bir umut.

Ve o an, Cengiz fark etti ki aşk, ölümün gölgesinde bile yaşamı doğrulayan tek eylemdi. Acının kendisi, artık bir ödüldü. Çünkü hâlâ hissedebiliyor, hâlâ sevebiliyor ve hâlâ yaşıyordu.

Sonbaharın hüznü içinde, yapraklar düşerken, Cengiz bir kez daha sevmenin cesaretini gösterdi. Ve feryadının içinde, yaşamın kendisine karşı sessiz bir direnişi vardı: Aşk hâlâ yanıyordu. Hem kırık hem kutsal hem trajik hem mucizevi.

İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

İlgili Yazılar