Ana SayfaMutlu GözüküçükBorçlu Sessizliğim

Borçlu Sessizliğim

İlk başta her şey o kadar masumdu ki, şüphe duymak neredeyse haksızlık gibi geliyordu.

Onunla tanıştığımda hayatım darmadığındı. İşim yoktu, kiram birikmişti, içimde sürekli büyüyen bir yetersizlik hissi vardı. O ise tam tersiydi: düzenli, güçlü, kendinden emin… ve en önemlisi, yardım etmeye hazır. Bana ilk uzattığı el, sanki boğulurken yakaladığım bir dal gibiydi.

“Bunu sorun etme,” demişti.
Ve ben gerçekten sorun etmemeye başlamıştım.

Önce küçük şeylerle başladı. Birkaç faturamı ödedi. Sonra kira konusunda destek oldu. Ardından, beni arkadaş ortamına soktu, iş bulmam için bağlantılar kurdu. Bana sadece para vermiyordu; hayatımı yeniden kuruyordu. En azından ben öyle sanıyordum.

Minnet duygusu, başta içimi ısıtan bir şeydi.
Sonra yavaş yavaş içime yerleşti.
Sonra ağırlaştı.

Bir gün fark ettim ki, artık onun yanında konuşurken kelimelerimi seçiyorum. “Hayır” demem gereken yerlerde susuyorum. Gitmek istemediğim yerlere gidiyor, yapmak istemediğim şeylere “tamam” diyordum. Çünkü içimde bir ses sürekli fısıldıyordu:

“Bu kadar şey yaptıktan sonra…”

O hiçbir zaman açıkça bir şey istemedi.
Hiçbir zaman “borçlusun” demedi.
Ama ben her an borçlu gibi hissettim.

Bir akşam, yorgundum. Sadece evde kalmak istiyordum. Ama o buluşmak istedi. İçimden “hayır” demek geçti. Dudaklarım aralandı… ama ses çıkmadı.

Gittim.

O an anladım: Ben artık seçim yapmıyordum.
Sadece borcumu ödüyordum.

Kendime kızmaya başladım. “Bu senin seçimin,” diyordum. “Kimse seni zorlamıyor.” Ama bu doğru değildi. Zorlayan bir el yoktu belki, ama içimde büyüyen bir ağırlık vardı. Minnet, görünmez bir zincire dönüşmüştü.

Bir gün cesaretimi topladım.

“Bazen… istemediğim şeyleri yapıyormuşum gibi hissediyorum,” dedim.

Yüzü değişti. Kırıldı.
“Ben senin iyiliğin için her şeyi yaptım,” dedi.
“Karşılığı bu mu?”

İşte o an sustum.

Çünkü haklıydı.
Ya da ben öyle olduğuna inandırılmıştım.

Eve döndüğümde aynaya baktım. Kendimi tanıyamadım. Yardım aldıkça güçlenmem gerekiyordu. Ama ben küçülmüştüm. Kendi kararlarını veremeyen, kendi sınırlarını koruyamayan birine dönüşmüştüm.

O gece ilk kez kendime dürüst oldum:

Ben ona değil, onun bana yaptıklarına bağımlıydım.

Ve bağımlılık, sevgi gibi görünse bile özgürlük değildir.

Ertesi gün onu aradım. Sesim titriyordu ama ilk kez içimden geldiği gibi konuştum.

“Bundan sonra… bazı şeyleri kendim yapmak istiyorum,” dedim.
“Ve bazen hayır diyeceğim.”

Uzun bir sessizlik oldu.

O sessizlikte şunu fark ettim:
Belki onu kaybedecektim.

Ama ilk kez kendimi kazanıyordum.

Telefonu kapattıktan sonra içimde tuhaf bir boşluk oluştu. Korku, suçluluk, hafiflik… hepsi birbirine karıştı. Ama o karmaşanın içinde, uzun zamandır hissetmediğim bir şey vardı:

Seçebilme hissi.

Artık kimseye borçlu olmayan bir “hayır”ın ağırlığı,
her şeye boyun eğen bir “evet”ten daha hafifti.

İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

İlgili Yazılar