İnsanoğlu, İrfan’ı anlayabilmiş midir ki?.. İrfandan evvel sayar kendini…
Tanışmamız, onun efkârlı bir gününe denk gelmişti. Çay bahçesinde, bir masada beraberce oturmuş, çay içiyorduk. Bir konu hakkında görüş bildiriyordu. Ben de uzunca bir konuşma yapmıştım.
İrfan: Arkadaş, sen benim beynimin içinden geçen bütün hikâyeyi okudun, sonucunu da aynen düşündüğüm gibi söyledin. Ee, şimdi ben komünist mi oluyorum?
“Yok” dedim, “insan oluyorsun, vicdan sahibi oluyorsun. İnsanlığın yanında oluyorsun.” Dedim…
Yanında oturan arkadaşımıza dönerek;
İrfan: kalk gidek kardaşım, kalk gidek. Bir fikir düşündük oda “Gomonist fikri çıktı” diyerek, ayağa kalktı ve ikinci bir defa oturmam gayri seninle diyerek sarılaşarak ayrılmıştık…
Onca yazdıklarının arasında, kendi meslektaşlarının yazılarına cevap yetiştirmek gibi bir huyu yoktu. “Bir fikrin varsa söylersin, kenara çekilirsin, hepimiz bu meslekten ekmek yiyoruz. Birbirimizi boğazlamanın ne gereği var diyordu”
Günler, aylar geçiyordu. “Yörünge” ıslak basım da almış başını gidiyordu. B. Çekmece, Avcılar, Esenyurt haberleri ile geniş bir alana hitap ediyordu.
Üç çocuk büyütmek, hayata tutunmak, mesleğinin acımasızlığı ile boğuşmak İrfan Ağabeyi yormuştu.
Kolay değil, Kaç okyanus geçti böyle, kaç denizde yitip gitti,
Kırılmış kalemlerle, yırtık sayfalarla Kaç seferden yorgun döndü…
Sevdalı bir yüreği vardı. Gönlünce yaşayamamıştı, yaşamı hep ihtiyaç gidermeye, çocuklarını büyütmeye, evinin ocağını tüttürmeye yönelik geçmişti.
İşin en zor tarafı insanlara laf anlatmak kolay değildi.
Her iç çekişi bir nefes dumandı…
Hayatın ağır yükü omuzlarından aşağı düşerken, geriye baktığında mutlu görünüyordu. Kalktı kendini doğanın içine bıraktı. Gezdiği yerlerden yazdı. Yazdıklarından bir kitap çıktı. Kitabını bastırdı…
İşte, o son kitap fuarında bir daha karşılaştık.
Kitap standından sesleniyordu bana. Yanına vardım, arkamızdaki meleği göstererek “hele gel, o beni kandırmadan iki lafın belini kırak” demişti.
İrfan: Hayatımda bir komünist sevdim o da sensin. İyileşeyim, söz veriyorum sana o mavi masalarında oturup içeceğiz seninle. Şayet, olur da gelemezsem; yanına Eren’imi al, Alparslan’ımı al oturun benim adıma bir güzel için…
Vasiyete bakar mısınız?
Yıllarca sağ tandanslı bir siyasetin içinden gelen İrfan Hoca çocuklarını bir komünist ile içmelerinin vasiyetini bana söylüyordu…
“Sen iyileşeceksin, biz seninle oturup içeriz de sen Ahmet’i bu vasiyete niye sokmadın” dediğimde, gülüştük… Türkücü mü olacağımış neyin, canımı sıkıp duruyor… deyince ikimiz de çok gülmüştük…
Çardak köftecisinin önünde karşılaştık, bir hastane dönüşüydü…
İrfan: Hele bir durun bir nefes alayım, senin yanın da laf edemezler bir iki tüttüreyim seninle…
Ahmet’ti yanındaki, bulduk bir sigara iki nefes aldı. Arabaya koydular İrfan Emmiyi, gidiş o gidiş oldu…
Duygu yüklü bir adamdı. Hayata çok defa röveşata çekmişti ama gol atamamıştı. Attıklarına da hep ofsayt dediler. Güldü geçti hepimize…
