Ana SayfaLütfü ErtürkŞehir Efsaneleri

Şehir Efsaneleri

               Şehir EfsaneleriBu küçük sahil kasabasının, unutulmaya yüz tutmuş olaylarını, insanlarını, değerlerini, meslek gruplarını anımsayarak geçmiş günlerimizi bir kez daha yaşayalım istedim. İnsanların birbiriyle iletişimlerini sağlayan unsurların en başında sanat gelir… Sanat kendi içinde çeşitli meslek gruplarını yaratır ve barındırır. Her sanat dalı ve meslek grubu da; tarihin akışı içersinde kendi efsanelerini yaratarak yolculuk edecektir. Kasabamızda da çeşitli sanat ve meslek dalında çalışmış, başarıya ulaşmış ve de mesleğini icra ederken efsaneleşmiş isimlere rastlanmaktadır.

Şehir efsaneleri serisinin ilkinde,  kamyoncu esnafımızdan bahsetmek istiyorum. Yalnız, 40, 45 yıl öncesi kamyonculuk yapan ağabeylerimizden yani efsane olmuş isimlerden bahsedeceğim. Pek çoğu aramızdan göçüp gittiler, hepsinin mekânları cennet olsun. Aramızda olanlara da Allah’tan esenlik dolu günler dileriz. Eski günlerini anımsayarak emekliliklerinin tadını çıkarsınlar. Buradan selamlarımızı gönderiyoruz…

 

Mahallemizden başlamak istiyorum. İlk tanıdığım kamyoncu ağabeylerimizdi. Arif Tezel ve İbrahim Tezel kardeşler… Hani dizi filmlerin ağır ağabeyleri vardır ya, işte tam da öyle idiler.  Amerikan malı, Reo marka kamyonları vardı, kamyonlar onların değildi de; sanki mahallenin kamyonlarıydı.Taşıdıkları kavun karpuz gibi yüklerinden, mahallelinin durumuna göre dağıtırlardı. Bu olayı mal sahiplerinle daha sonra konuşur ve paylaşırlarmış. Reo marka kamyonlar o yılların en gözde arabalarıdır. Uykusuz İsmail ağabeyin Reo’su eski modeldi ama Sadi Çetinler ağabeyimizde daha yeni bir modeli vardı…

Hamdi ve Ömer Özvarnalı mahallemizin diğer kamyoncu kardeşleriydi. Hamdi ağabeyin Commer marka kamyonu, kardeşi Ömer’in Bedford marka kamyonunu hep geçecektir. Commer onun gözünde bir efsaneydi, kamyonların şahıydı… Oysa Ömer amcaya göre hiçte öyle değildi! Commer, hepi topu 6 tonluk bir kamyondu. Derdi ki; “ Commer değil, Rommel olsa ne yazar? 6 tonluk, beni geçiyormuş laf işte, geçer tabi ki; 6 tonla 9 tonu herkes geçer” saatlerce sürerdi bu takılmalar. Mahallemizin diğer kamyoncu kardeşleri Fevzi ve Bekir Çakır kardeşlerdi… Fevzi ağabeyi erken yaşta kaybettik. Uzun yol dendi mi Çakır kardeşleri işaret ederlerdi. Bekir ağabeyimiz de yıllarca Şoförler Derneği Başkanlığını yaptı. Mahallemizde kamyonculuğa gönül vermiş birçok ağabeyimiz vardı. Rıdvan Eren, Aydın Gerçek, Sabri Usta, Niyazi Dibek (lakabı deli) her biri mesleğinin efsane isimleridir.

Mahallemizin dışında da efsane kamyoncularımız vardı. Muhacir Ömer ağayı (Karabacak)  kim unutabilir ki? Arabanın ciğerini bilirdi ciğerini… Tamirci Ahmet usta ile birlikte ölüyü diriltirlerdi… 2 adet Diamond marka kamyona sahipti. Çay bahçesine geldiğinde bütün bir bahçeye çay ısmarlardı… Onu, dinlemenizi çok isterdim. O yolların gerçek efsanesinden biriydi… Kamyoncu Mehmetler çoktu ama 608 Mehmet deyince iş değişirdi…

 

Çoğunun lakabı taşıdıkları yüke göre de belirlenirdi… Oduncu Ekrem, Samancı Kerim, Kömürcü Hasan, Yoğurtçu Halit Karaduman gibi… Halit ağabey, Fargo marka kamyonu ile geceden İstanbul’a yoğurt götürür; sabahta, Silivri esnafından aldığı siparişleri yükleyip dönerdi. Adını anmadan geçemeyeceğim bir kamyoncu ağabeyimiz daha vardı. Hafız Dayı, 3,5 tonluk Austin marka kamyonu vardı ve onunla limana manganez taşırdı. Madeni, Sülüklü Mevkiinden yükleyip getirirlerdi. Hafız amcamız, Sülüklü Çeşmeden Silivri’ye gelişini bir anlatsın, sanırsın ki; o minicik kamyonunla 30 ton yükle Toroslardan iniyor…

O yıllarda, tonajı 10 tonu geçebilecek kamyonlar azdı. Bazen, 8 tonluk kamyonlara 10 ton vurduklarında; yolda, nasıl bir mücadele verdiklerini saatlerce anlatırlardı… O yılların gözde markaları Bedford, Trader, Steyr, Austin, Fargo, Reo, Commer, Vabıs Scanıa, Diamond, Ford ve chevrolet kamyonlardı. Çoğunlukla 6 ve 7,5 ton civarında tonajları vardı… Daha sonraları Volvo, Enter ve Man marka kamyonlar 15 ve 18 tona kadar çıkmayı başardılar.

Kamyoncularımızın her biri bir vefa örneği abidesiydi. Kamyonlarından kolay, kolay ayrılamazdılar. Model yenilemeleri gerektiğinde bile çok zor karar verirler, kendilerini suçlu hissederlerdi… Kamyonlarıyla, beraber yanmışlardı sıcağın altında, buzda; beraber kalmamışlar mıydı? Gel de ayrıl işte… Laf söyletmemişlerdi ne borçluya ne alacaklıya, kapılarına kimse dayanmamıştı ama kapıdan da kimseyi çevirmemişlerdi. Evde bacaları yolda egzozları hep tütmüştür… Ne birbirlerini kandırdılar ne de başkalarını.

Gün geldiğinde; ayrılığın yükünü yine kamyonlar üstlenir, ayrılığı kolaylaştırsın diye birkaç kez çalışmazlık yapar, motorundan boğuk sesler çıkarırdı. “Bırak artık, bana hakkını helal et bu yeterlidir benim için” diyerek ayrılık vaktinin geldiğini anlatmaya çalışırmış. Çok geçmeden de ayrılıkla sonlanırdı beraberlikleri…

Bazen ömürleri birlikte biter, bazen de biri diğerinden önce giderdi… Bir gerçek var ki;  Ömür biter, yol bitmezmiş…

Önceki İçerikTabak
Sonraki İçerikBağcıyı Dövmek
İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..

Usta!

Kadınlar Plajı

Yalan Dünya!

Sahil Yolu

Ağaçlar Ayakta ölür!

Aklıevvel

Mübadele Evi

İlgili Yazılar

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..

Usta!

Kadınlar Plajı

Yalan Dünya!

Sahil Yolu

Ağaçlar Ayakta ölür!

Aklıevvel

Mübadele Evi