Sarmal

İnsanın, kendine yaptığını; başka hiç kimse yapamaz!Bazen öyle bir ruh hali olur ki insan da kendini tanıyamaz hale gelirsin. Bunun özgüvenle, bilgi ile beceriyle hiç alakası yoktur.

İnandırmak istediğin duruma kendini inandırıp, kendi kendini gaza getirmek demektir.

Kendi dünyamdan küçük bir örnekle başlayayım istiyorum: Sahilden, 2,5-3 mil açıkta bir sandalda dört kişiyiz. Rüzgâr, gün doğudan esiyor. Denizci tabiri ile soluğan dediğimiz dalgalar var. (Soluğan:Uzun aralıklarla gelen yassı kaba dalgalardır.)

Aramızda, yüzme bilmeyen ve deniz bilgisi olmayan bir arkadaş bu dalgalardan korkup, “batabilir miyiz?” sorusunu ağzından kaçırınca, olanlar oldu! Ben dâhil hepimiz yüklendik zavallıya… Ben sırtımda götürmeye kalktım. Bir başkası, “Lütfü bu mesafeyi 20 dakikada alır” demeye kalmadı, ben sarmala geliverdim.  “Giderim” dedim.

“Ben buradan oraya yüzerim” dediğim de iş işten geçmiş ben suya atlamıştım bile! Tam 2 dakika sonra karadan en 2,5 mil açıkta yapayalnız bırakılmıştım. O mesafeyi yüzdüm mü? Yüzdüm…

Ancak 2 saatten fazla bir zamanda yüzerek karaya ulaştım. İşte insanın kendi kendini sarmala getirmesi ancak buna denirdi…

Bu hikâyeyi niçin anlattım.

Kendine en güvendiğin an, en zayıf anındır derler büyüklerimiz.

Hatırlar mısınız? Saygıdeğer büyüğümüz, değerli insan, belediye başkanımız Sayın Özcan Işıklar bir tarihte adeta bir tekerleme misali şöyle ifade etmişti kendisini. “Bu şehrin imamı da benim papazı da benim” demişti. Bir güç zehirlenmesi, bir özgüven patlaması yaşıyordu.

Bu yüce insan, bu cesur yürek başkanımız kendisinden ve yönettiği belediyesinden kat ve kat zengin insanlara ve de kurumlara arsalar dağıtıyor, araziler veriyor dokunduğu herkesi zengin ediyordu…

Dokunduğunu altına çeviren Silivrili Midas işte bu sarmal içinde kendini çok yukarılar da görüp, kahpe Bizans filmindeki  “kral da benim sultan da benim” Repliğini kendine uyarlayarak “İmam da benim, papaz da benim” diyerek kendini bir sarmala getirmeyi başarmıştır.

Ne var bunda değil mi?

Çok şey var!

Güç zehirlenmesi ve özgüven patlaması yaşattı bu “İmam kral” yakıştırmaları kendisine…

Etrafını güçlülerle çevirip, gücüne güç katmak istedi.

Neden?

Şarkının bir nakaratında ne diyor?

“Ne halkı takarım, ne fakire bakarım. / Bin kere ölsem yine gelirim.”

Bizimkinin de planları da hep gelmek üzerine değil miydi?

Büyük cemaatlerden, büyük şirketlerden, güçlü insanlardan güç alacaktı.

Şansı maça papazından öte gitmedi?

Şimdiler de bir memleket sevdalısı çıktı ki sormayın gitsin! Dinine, memleketine öyle bağlı bir insan oldu ki dün beraber olduğu insanları bile hain ilan etmekten geri kalmadı.

Yine sarmala getirdi kendi kendini… Farkında mı değil ne?

Şimdi o insanlar sorgulanıyor, tek tek ifadeleri alınıyor. Ya biri çıkar da derse; “o da bizim ile beraberdi. Her yere beraber gittik. Her şeyi beraber hallettik.” Diye…

Dur be başkanım, hemen telaş etme o kadar! Bak, Ak Partili dostlarından daha hiç kimse alınmadı. Yani o kadar da demedik. Yani diyeceğim o ki o dostlar, seni yalnız bırakmazlar hiçbir zaman. Seçimlerde olduğu gibi şimdi de sıcak ellerini uzatacaklardır sana! Nasıl olsa büyük bir ailesinizdir siz…

Doğada hiç değişmeyen bir kanun var. / Güçlüler yaşasın diye ölür zayıflar…

Diye devam eder gider şarkı ama korkaklar her gün ölür… Ne diyor Yılmaz Güney bir sözünde:
İçinde korku üreten insan, özgür insan mıdır? Sen kendi özgürlüğünü kısıtlayacak ne yaptın ki?

Korkuyorsun!

İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm

Direniş

Şehrül Emin

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..

İlgili Yazılar

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm

Direniş

Şehrül Emin

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..