Ana SayfaEyyup YaşarSilivri’nin 2050 Vizyonu ve SECAP: Söylem ile Gerçeklik Arasında İnce Çizgi,

Silivri’nin 2050 Vizyonu ve SECAP: Söylem ile Gerçeklik Arasında İnce Çizgi,

Silivri’nin geleceğini tartışırken, yalnızca resmi raporlar değil, bizzat yaşanan toplantılar da önem taşıyor.

Benim de Silivri Çevre Derneği ile birlikte katıldığım iki önemli SECAP buluşması, bu vizyonun nasıl şekillendiğini ve hangi noktalarda söylem ile gerçeklik arasında farklar olduğunu gözler önüne serdi.

Bu toplantıların ilki, 29 Mayıs 2024’te — İstanbul’un fethine denk gelen anlamlı bir tarihte — Yaşar Kemal Nikah ve Sergi Salonu’nda yapıldı. İkincisi ise 17 Ekim 2024’te Silivri Önder Yılmaz Sahnesi’nde kapanış toplantısı olarak düzenlendi.

Bu toplantılarda enerji verimliliği, sıfır atık, yenilenebilir enerji çözümleri, bisiklet yolları ve tarımda dayanıklılığı artıracak teknikler öne çıkarıldı. İlçeye ait sera gazı envanteri oluşturuldu, AB fonlarıyla iklim değişikliği projelerinin hayata geçirileceği açıklandı. Sokak ve park aydınlatmalarının enerji verimli hale getirilmesi, konutlarda yenilenebilir enerji teşvikleri ve çevre dostu ulaşım alternatifleri vizyonun somut adımları olarak sunuldu.

Aradan geçen süreçte ise Silivri Belediye Meclisi’nin 10 Nisan 2026 tarihli Nisan ayı 3. Oturumu’nda Belediye Başkanı tarafından açıklanan Silivri 2050 vizyonu gündeme geldi. Bu vizyon beş temel adım üzerine kuruldu: Dirençli, Üreten, Adil, Yeşil ve Katılımcı Silivri. Söylem güçlü, iddialı ve umut verici. Ancak sahadaki uygulamalarla yan yana konulduğunda, bu vizyonun ne kadar gerçekçi olduğu, bence sorgulanmayı hak ediyor…

Dirençli Bir Kent Hayali;

Depreme hazırlıklı, iklim krizine karşı planlı, altyapısı güçlü bir kent hedefi dile getirildi. Erken uyarı sistemleri ve mahalle ölçeğinde dayanıklılık üretme vizyonu öne çıkarıldı. Ancak çimento fabrikası ve taş ocakları gibi projeler, tam da bu dayanıklılığı zayıflatacak çevresel ve sosyal riskler barındırıyor.

“Güvenli olmayan bir kentte ne refahtan söz edilebilir ne huzurdan, ne de gerçek gelişmeden” deniliyor, ama çevreyi tehdit eden yatırımlar bu söylemi maalesef gölgede bırakıyor…

Üreten Silivri’nin Çelişkisi;

Tarımın korunması, üreticinin desteklenmesi ve kooperatifleşmenin güçlendirilmesi vizyonun merkezinde. Tarım yalnızca ekonomik bir başlık değil; gıda güvenliği ve toplumsal istikrarın temeli olarak görülüyor. Ancak tarım alanlarını tehdit eden RES projeleri ve kaçak dökümler, üretim kapasitesini zayıflama noktasına doğru emin adımlarla götürmekte…

“Tarım gıda güvenliğidir” denirken, tarım topraklarının enerji ve sanayi yatırımlarına kurban edilmesi, vizyon ile gerçeklik arasındaki en keskin çelişkilerden biri…

Adaletin Çevre Boyutu;

Sosyal belediyecilik “tarihsel sorumluluk” olarak tanımlanıyor. Çocukların, kadınların ve kırılgan grupların görünür kılınması hedefleniyor. Ancak çevre tahribatı ve yaşam alanlarının bozulması, tam da bu grupların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını tehdit ediyor.

Adalet yalnızca sosyal yardımla değil, doğaya ve yaşam alanlarına sahip çıkmakla da sağlanır…

“Yeşil Kent Söylemi” ve Gerçekler;

Atığı azaltan, geri dönüşümü büyüten, yeşil alanı çoğaltan bir kent vizyonu dile getirildi. SECAP’ın sürdürülebilirlik ilkeleri bu hedefe rehberlik edecek deniyor. Toplantılarda enerji verimli aydınlatmalar, bisiklet yolları, yenilenebilir enerji çözümleri ve tarımda dayanıklılığı artıracak teknikler öne çıkarıldı. Ancak özellikle belirtmeliyim ki çimento fabrikası ve taş ocakları gibi projeler, karbon salımını artırıyor ve doğayı tahrip ediyor yani tam da SECAP ilkesine tamı tamına ters olan girişimler bunlar…

“Doğasını kaybeden kent, yönünü de kaybeder” sözü, bugün alınan kararlarla bir nevi test ediliyor.

Katılımcılığın Eksik Halkası;

“Bir kentin geleceği masa başında değil, toplumun tamamı sürece dahil olduğunda kurulur” deniyor. Mahallede, sokakta, üretim alanında, gençlerin fikrinde, kadınların talebinde, muhtarların tecrübesinde ve sivil toplumun katkısında birlikte yönetim hedefleniyor. Ancak belediye meclisinin çevre ve kent kimliği komisyonlarındaki kararlarda halkın ve STK’ların etkin rol almaması bu söylemi maalesef gölgede bırakıyor…

Katılımcılık, yalnızca bir vizyon belgesinde değil, sahada alınan her kararda ölçülür.

Vizyon ile Uygulama Arasındaki Uçurum;

Silivri’nin geleceği için en büyük tehlike, vizyon ile uygulama arasındaki uçurumdur. 29 Mayıs ile 17 Ekim 2024’te yapılan SECAP toplantılarında dile getirilen “yeşil kentler vizyonu” ile, 10 Nisan 2026’da açıklanan 2050 vizyonu arasında söylemde uyum olsa da sahada STK ve halk temsilcilerinin görüşü alınmadan verilen çimento onayları ve taş ocakları genişlemesine tanınan tavizler ile ilgisizlik, bu uyumu boşa çıkarıyor. Katılımcılık ve çevre bilinci, yalnızca toplantılarda dile getirilen kavramlar değil; sahada somut mekanizmalarla hayata geçirilmesi gereken zorunluluklardır.

2050 Silivri vizyonu, yalnızca parklar ve bisiklet yollarıyla değil; ancak ağır sanayi yatırımlarına karşı net bir duruşla, halkın gerçek katılımıyla ve çevre bilincini sahada güçlendiren politikalarla hayata geçirilebilir. Aksi takdirde, “Yeşil ve Katılımcı Silivri” söylemi güzel bir hayal olarak kalacak; SECAP ise kâğıt üzerinde bir vizyon belgesi olmaktan öteye geçemeyecektir…

Unutulmamalıdır ki;

Bir kentin geleceği masa başında değil, doğasına ve halkına sahip çıkıldığında kurulur.

Eğer Silivri doğasını kaybederse, işte o zaman hakikaten mevcut yönünü de kaybetmiş olacaktır!..

Önceki İçerik
İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

İlgili Yazılar