“Nasıl?” diye, sorarsanız,
Kent Konseyi Başkanımız Nursel Erel’in aşağıda anlatmaya çalıştığı gibidir. Dünyaca bilinen bir hikayedir. İşin Aslıdır…
Bizim gördüğümüz ise işin magazin yanıdır. Boyalı yanıdır, Janjanlı yanıdır, şiir, şarkı alkış kıyamet yanıdır.
Çünkü dünyada tüm kapitalistler tüketim toplumuna dayattığı bir eğlence kutlama günü olması için ellerinden geleni yapacaklardır. İşte işin aslının öyle olmadığını Nursel Erel’in kendi ağzından dinleyelim,hep birlikte…
Sayın Belediye Başkanım ve değerli eşi siyasi partilerimizin temsilcileri, belediye meclis üyelerimiz, muhtarlarımız, basın emekçisi dostlarımız değerli paydaşlarımız, sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcileri, üreten, emek veren, dayanışmayı büyüten güçlü kadınlar ve bugün burada bizimle olan tüm konuklarımız;
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü programımıza hoş geldiniz. Bugün burada yalnızca bir günü anmak için değil; bir tarihi, bir mücadeleyi ve ortak sorumluluğumuzu paylaşmak için bir aradayız.
Bugün 8 Mart, 1857’ yılında 129 dokuma işçisi kadının yanarak hayatını kaybetmesiyle sembolleşen bir emek ve hak mücadelesinin yıl dönümündeyiz. O yangın Amerika’da çıktı ama etkisi kadın emeğinin görünmez olmadığını bütün dünyaya ilan etti.
1910 yılında Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin’in önerisiyle kadınların eşitlik mücadelesini simgeleyen uluslararası bir Kadınlar Günü fikri kabul edildi.
1975 yılında ise Birleşmiş Milletler tarafından 8 Mart resmî olarak Dünya Kadınlar Günü olarak kabul edildi.
Ancak kadın mücadelesi sadece Batı’da başlamadı. Osmanlı’nın son döneminde kadın; dernekler kurdu, gazeteler ve dergiler yayımladı. “Terakki-i Muhadderat” gibi yayınlarla kadın hakları savunuldu. Kadınlar ilk kez kamusal alanda görünür olmanın yollarını aradı. Cumhuriyetle birlikte bu mücadele yeni bir aşamaya taşındı.
Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşları, kadınların toplumsal hayatta eşit bireyler olarak yer almasını çağdaş Türkiye’nin temel şartı olarak gördü. 1930’ yılın da belediye seçimlerinde seçme hakkı, 1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.
Türk kadını birçok Avrupa ülkesinden önce siyasi haklarına kavuştu.
Ancak tarih bize şunu gösteriyor, Hak kazanmak mücadeleyi bitirmiyor. Hakları yaşatmak, korumak ve geliştirmek gerekir.
Bugün hala, şiddetsiz bir yaşam hakkı, karar mekanizmalarında eşit temsil, görünmeyen emeğin görünür olması için mücadele devam ediyor.
8 Mart yalnızca geçmişi anma günü değildir. 8 Mart, sorumluluk alma günüdür. /
Ve bu sorumluluk yalnızca dünyaya değil, ülkemize, kentimize, Silivri’mize de aittir.
Yerelde güçlenen kadın toplumu güçlendirir.
Kadının ekonomik, sosyal ve siyasal hayatta daha güçlü yer aldığı bir Silivri daha güçlü bir gelecek demektir. Bu anlamlı buluşmada; kadın üretimine ve kadın dayanışmasına verdiği güçlü destekle her zaman yanımızda olan Silivri Belediye Başkanımız Sayın Bora Balcıoğlu’na, kadın üretimi ve dayanışmasına sunduğu destek dolayısıyla içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Etkinliğimizin gerçekleşmesine sağladıkları katkılar için hemcinsimiz Sena Balcıoğlu’na şükranlarımızı sunuyoruz.
Yaptığımız çağrıya karşılık vererek 8 Mart anma gününde ortak bir bilinç ve dayanışma ruhuyla bir araya gelen;
Silivri Kadın Girişimciler Derneği, Silivri Üreten Kadınlar Platformu, Silivri Kadınları Topluluğu, Selimpaşa Gönüllüleri Derneği, Silivri Elizi Derneği ve Silivri Kent Konseyi Kadın Meclisi’mize gönülden teşekkür ediyorum
Bu sürecin mutfağında; planlamadan organizasyona, üretimden sahne hazırlıklarına kadar her aşamada birlikte var oldular, birlikte ürettiler, birlikte büyüttüler. Bu dayanışma, Silivri’de kadın iradesinin ve ortak emeğin en güçlü göstergesidir.
Salon programımızın düzenlenmesinde, Silivri Belediyesi Kültür Müdürlüğü hocamız Bülent Gülsever, müzisyenlerimiz Simay Gürkan, Neslişah Özkaya, Cihan Taşçı ve Zühtü Uğur’a Rejide emek veren Cüneyt Özcan kardeşimize, Sahne programı ve organizasyonun gerçekleşmesinde emek veren kız kardeşlerimiz Öznur Kırkıcı ve Emine Değer’e ayrıca teşekkür ediyoruz.
Henüz birkaç gün önce, çocuk yaşta istismara uğrayıp fail ile evlendirilmiş Fatma Nur Çelik ile küçük kızı Hifa İkra Şengüler yaşamını yitirdi.
Kızı için adliye kapılarında adalet arayan, adalet nöbeti tutan bir anneydi o!.. Yine birkaç gün önce; öğretmen Ayşe Büşra Demir yaşam hakkı elinden alınarak aramızdan koparıldı. Bir anne, bir çocuk, bir öğretmen!.. Her biri bir hayat, bir umut, bir gelecektir bu ülke için…
Değerli konuklar, bu slaytı hazırlamaya başladığımızda ülkemizde öldürülen kadın sayısı 45’ti.2026 yılı
Sunumu tamamladığımızda sayı 65’e yükseldi. Bugün bu sayı kaça ulaştı bilemiyorum. Ama bildiğimiz bir gerçek var, 1 Ocak – 3 Mart arası 62 günde 74 cinayet. Bugünde ortalama 1,2 kadının yaşam hakkının elinden alındığı anlamına geliyor.
Savaşlar da en çok kadınları ve çocukları vuruyor, Gazze’de ölen çocuklar, İran’da topluca katledilen 160 kız çocuğu.
Ülkemizde sembolleşen 8 yaşında öldürülen Narin Güran 5 yaşında öldürülen Melike ve daha niceleri…
Bu isimler bize şunu hatırlatıyor: Kadınların ve kız çocuklarının güvenle yaşayamadığı bir yerde hiçbirimiz gerçekten güvende değiliz.
Bugün bu salonda bulunan tüm kız kardeşlerime seslenmek istiyorum:
“Şiddetin siyaseti olmaz. Hangi siyasi görüşten olursak olalım, hangi düşünceden gelirsek gelelim, bu meselede hep birlikte dur demek zorundayız. Çünkü yarın sıranın kime geleceğini kim bilebilir?”
Elbette 8 Mart’lar da bir araya gelmek, sohbet etmek, gülmek, eğlenmek, hatta çiçek almak isteriz. Ama hepsinden önce talebimiz çok nettir; yaşam hakkı!.. Güven içinde yaşama ve var olma hakkı.
İşte tam da bu yüzden bugün burada yalnızca bir günü anmıyoruz. Bir vicdanı, bir dayanışmayı ve bir kararlılığı büyütüyoruz.
Çünkü biz biliyoruz ki, Kadınlar yan yana geldiğinde değişim başlar. Kadınlar söz aldığında toplum dönüşür. Kadınlar güçlendiğinde gelecek aydınlanır.
Kadınların ve kız çocuklarının korkmadan yaşayabildiği bir dünya elbette mümkün, O dünyayı kuracak olan da yine kadınların dayanışmasıdır.
Yaşasın kadın dayanışması. Yaşasın kadınların gücü. 8 Mart Emekçi kadınlar günümüz kutlu olsun….
