Ana SayfaMutlu Gözüküçük“Başkasının Aklıyla Düşünen Adam”

“Başkasının Aklıyla Düşünen Adam”

Şehir, ışıklarıyla değil; yalanlarıyla aydınlanıyordu.

Mert bunu geç fark etti.

Gündüzleri finans şirketinde çalışan, geceleri kendini “doğru adam” sanan biriydi. Takım elbisesi ütülü, cümleleri düzgündü. Hayata dair net fikirleri vardı:

“Çalışan kazanır.”

“Herkes hak ettiğini yaşar.”

“Güçlü olan ayakta kalır.”

Bu cümleleri o kurduğunu sanıyordu.

Ama aslında… ona kurulmuşlardı.

Bir akşam, ofisten çıkarken eski arkadaşı Serkan’la karşılaştı. Serkan değişmişti. Gözlerinde tuhaf bir sakinlik vardı.

“Sen hâlâ onların diliyle konuşuyorsun,” dedi.

Mert kaşlarını çattı.

“Onlar kim?”

Serkan gülümsedi.

“Senin hiç sorgulamadığın herkes.”

O gece Mert’in içine bir şey düştü. Küçük bir şüphe. Önemsiz gibi görünen ama uyutmayan bir şey.

Ertesi gün iş yerinde patronunu izledi. Adamın söylediği her şey mantıklıydı:

  • “Verimlilik önemli.”
  • “Duygular iş hayatına karıştırılmaz.”
  • “Herkes yerini bilmeli.”

Ama ilk kez Mert şunu fark etti:

Bu sözler hep aynı insanlara yarıyordu.

Günler geçtikçe çatlak büyüdü.

Metroda reklam panolarına baktı:

“Daha çok kazan, daha çok yaşa.”

“Başarı senin elinde.”

Ama metroda kimse başarılı görünmüyordu.

Herkes yorgundu.

Bir gece Serkan’ı tekrar buldu.

“Anlat,” dedi. “Neyi görüyorsun?”

Serkan sigarasını yaktı. Dumanı ağır ağır havaya karıştı.

“Sen sanıyorsun ki düşünüyorsun. Ama sana düşünmeyi öğrettiler. Küçüklüğünden beri. Okulda, televizyonda, ailende… Sana neyin doğru olduğu söylendi. Ve sen hiç sormadın: Kime göre doğru?”

Mert’in sesi sertleşti:

“Yani her şey yalan mı?”

Serkan başını salladı.

“Hayır. Daha kötüsü… Yalanlar gerçeklerin yerine geçti.”

Mert o gece eve gittiğinde aynaya baktı.

Kendi yüzünü değil, başkasının fikirlerini gördü.

İlk kez şunu düşündü:

“Ben ne istiyorum?”

Cevap yoktu.

Çünkü o soru… hiç sorulmamıştı.

Sonraki haftalar Mert için bir çözülmeydi.

İş yerinde konuşulan her şey ona sahte gelmeye başladı.

Arkadaşlarının sohbetleri ezber gibi geliyordu.

Herkes aynı kelimeleri kullanıyor, aynı şeylere inanıyordu.

Ve en korkuncu:

Kimse bunun farkında değildi.

Bir gün patronu onu çağırdı.

“Son zamanlarda değiştin,” dedi.

“Odak kaybı var. Bu iyi değil.”

Mert ilk kez başını kaldırdı.

“Belki de ilk kez odaklanıyorum.”

Patronun yüzü sertleşti.

“Ne demek istiyorsun?”

Mert hafifçe gülümsedi.

“Ben artık sizin gibi düşünmüyorum.”

O an odadaki hava değişti.

Çünkü Mert ilk kez kendi cümlesini kurmuştu.

Ama her uyanışın bir bedeli vardı.

İşini kaybetti.

Çevresi ondan uzaklaştı.

“Garipleşti” dediler.

Çünkü insanlar…

Kendi düşünmeyenleri değil, kendi gibi düşünmeyenleri tehlikeli bulur.

Aylar sonra Mert, şehrin kalabalığında yürürken insanlara baktı.

Hepsi konuşuyordu. Ama kimse düşünmüyordu.

Ve ilk kez şunu anladı:

“Egemen olan sadece para değil…

Egemen olan, insanların zihinlerine kimlerin konuştuğudur.”

Mert artık fakirdi.

Ama ilk kez… kendisiydi.

İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

İlgili Yazılar