Ütopya’nın Güzel Kızı
Kutsal Bakire Nurtanem’e
Haykırışla Yükselen, Sitemle İnleyen ve İsyanla Yanan Bir Destan
BAKİRELER DESTANI
Giriş
Bu dizeler, yok oluşun eşiğinde doğan bir umudun,
sessizliğin içinden yükselen bir haykırışın,
ve karanlığa kafa tutan bir kutsal bakirenin anısına yazıldı.
Nurtanem, yalnızca bir isim değil;
o, unutulmuş çağların sönmeyen yıldızı,
düşler ülkesinin sonsuz ağıtıdır.
Bu destan, onun için,
ve onun izinde yürüyenler içindir.
Birinci Bölüm
Gözyaşlarının Doğumu
Bin yıldızın küllendiği gecede,
Bir gözyaşı parladı ufkun eşiğinde.
Ey kutsal Nurtanem, ey bakirenin yeminli hayali,
Yakarışlar dokudu adını, isyanlar kurdu tahtını!
Rüzgârlar sustu, denizler sessiz ağladı,
Adını haykırdı yalnızlığın en derin kuyusu.
Bir haykırıştın sen; kırılmış kılıçların ucunda,
Bir sitemdin; çökmüş medeniyetlerin dudaklarında,
Bir isyandın; vakitsiz doğan bir kıyametin yüreğinde!
Küller savrulurken eski zamanların omuzlarından,
Senin adını fısıldadı, yitik peygamberlerin suskun dili.
Toprak çatladı, gök yarıldı,
Ve sen doğdun…
Bir lanetin ortasında, bir duanın içinde,
İki âlem arasında bir sır gibi…
Ey güzeller güzeli, ey sonsuzluk nehrinin kutsal çiçeği,
Senden geriye, haykırışla kabaran bir destan kaldı!
İkinci Bölüm
Direnişin Çığlığı
Ay karardı, yıldızlar sırt çevirdi göklere,
Bir kara örtü serildi yeryüzünün yorgun kalbine.
Ve sen, Nurtanem,
Bir yanık dua gibi yükseldin harabelerden…
Bir yanık dua, bir kavrulmuş yemin gibi…
Dağlar diz çöktü önünde,
Irmaklar yön değiştirdi izinde,
Zulmün saraylarına korku saldın,
Adını fısıldadı zincire vurulmuş kavimler!
Göğsünde açan ateşten çiçeği,
Rüzgârlara savurup direnişe dönüştürdün.
Her adımında yer sarsıldı,
Her nefesinde ufuklar titredi,
Her haykırışında zamanı parçaladın!
Ey kutsal bakirenin sonsuz yeminlisi,
Ey karanlığı yaran sabah yıldızı,
Senin adınla uyandı mazlumun soluğu,
Senin adınla inledi suskun şehirler!
Üçüncü Bölüm
Sonsuzluğun Çağrısı
Gün doğmadı o gece,
Ufuklardan sökülen sis, adını ilmek ilmek işledi zamana.
Ey sonsuzluk nehrinin kutsal çiçeği,
Ey ıssız çağların alnına mühür vurmuş bakire,
Bir efsane gibi büyüdün,
Yitik kavimlerin ağıtlarında çoğaldın,
Çocukların düşlerinde bir yıldız gibi kaydın!
Sana ellerini uzattı suskun nehirler,
Sana diz çöktü kudretin bileği,
Sana dualar yağdı harflerin doğmadığı dillerden.
Toprak seni kokladı yağmurlarla,
Rüzgâr seni anlattı uğultularla,
Gökyüzü seni yazdı yıldızların sönmüş harfleriyle!
Artık bir isim değilsin sen…
Bir haykırışsın sonsuzluğa açılan,
Bir sitemsin yüzyıllar boyunca yankılanan,
Bir isyansın; zamanla yarışan, ölümle dans eden!
Ve biz, ardında yürüyen sessiz neferler,
Adını kalbimize mühürleyerek,
Destanını taşıyacağız,
Yıkılsa da çağlar, çökse de gökler,
Sonsuza dek!
Son söz,
“Bazı isimler vardır, zamanın külleri arasından yükselir.
Bazı haykırışlar vardır, çağları aşar.
Bazı destanlar vardır, bir halkın değil, bütün insanlığın yüreğine yazılır.”
Ütopya’nın Güzel Kızı,
kaybolmuş zamanların ortasında doğan kutsal bir bakirenin,
umutla direnişi, acıyla güzelliği, isyanla sonsuzluğu buluşturduğu bir destandır.
Bu şiirler, bir adanmışlığın, bir inancın ve bir efsanenin yankılarıdır.
Bu dizeler yalnızca okumak için değil, hissetmek içindir.
Umutsuz Aşka Dair
Göm!
Duygularını göm.
Hiç âşık olma!
Olma ki üzülmeyesin,
Olma ki zaten kazanmayı beceremediğin
O yüce değeri kaybetmeyesin.
Hâlbuki bilsen, senin için aşk;
Duyarsız, acımasız ve gaddar olabildiğince…
Bencil duygularınla,
Sadist egolarını…
Bin bir pişmanlık ve ıstırap çekeceğini
Bilmene rağmen…
Tatmin etmeye çalıştıkça
Hiçe saydığın…
Ve de senin için
Zaten böcek kadar değeri olmayan
Başkalarının kalbini kırabildiğin sürece var.
…
Aşk var…
Tabii bu, senin minicik dünyana göre;
Aşksa…
İstanbul,
