Ana SayfaLütfü ErtürkSokaktaki Trajedi...

Sokaktaki Trajedi…

Doğduğunuz şehri bilebilirsiniz hatta mahallenizi bile size anımsatacak bir şeyler vardır ama ya sokağınızı anımsar mısınız?

Nüfus cüzdanlarınızda bile yazmaz. O yüzden, bir çoğumuz sokaklarının adını anımsayamaz! Ailesinin görevi gereği sık sık şehir değiştirenler için bu gerçekten zor bir durumdur!..

Kuyu Çıkmazı Sokakta doğmuşum ben!

Neresi mi? Ali bey Mahallesinin ilk başladığı sokaklardan birisidir.  Değirmen Durağı dediğimiz bir yer var, birçoğumuz biliriz. Adı kaldı yadigâr, kendi tarihe karıştı. İşte hemen değirmenin önünden aşağıya doğru bir yol inerdi. Yardımcı nokta verelim, mezarlığın hemen dibinde Âdem Hoca çeşmesi vardır. Taş yalakları vardır. Epey zamandır suyu akmaz oldu. Onun önünden geçerek 100 metre sonra ikiye ayrılır o yol, soldan giden sokağın adıdır Kuyu Çıkmazı. Tahsildar Mehmet Efendi’nin evinde doğmuşum!..

Doğmuşum ama sokağa çıkışım 5-6 yaşlarındadır! Vukuatlıydım! 3 yaşında kimseye haber vermeden çıkıyorum evden, çıkış o çıkış! 3 saat sonra eve döndüğümde herkesi perişan buldum. Eh, mükafatımı siz düşünün…

1963 yılı aralık ayının başı mı, sonu mu tam bilemeyeceğim şimdi!.. Şehrin içinde birdenbire çok büyük bir gürültü kopuyor! Motor sesleri, alkış sesleri, insanların haykırışları, arada bir müzik aleti sesi geliyor kulağıma! Dört duvar bir bahçe içindeyim! Evin kapısı açıldı, babam çıktı ayakkabılarını giyerek, elinle de işaret etti, “Gel bakalım neymiş bu gürültü patırtı” diyerek, beni kucakladığı gibi değirmenin oraya doğru koşturmaya başladı! (Durağa adını veren değirmen o yıllarda faaliyetteydi!..)

O da ne? Onlarca, belki de yüzlerce kamyon ve üzerlerinde Askerler, tanklar, toplar var! En önde, üstü açık ufak bir kamyonun kasasında da bando takımı; marş çalarak, yavaş yavaş şehrin içinden çıkıp İstanbul’a doğru yol almaktalar… Değirmen durağı dediğimiz yer ya da değirmen, Silivri’nin girişidir o zamanlar! Değirmen ve mezarlık yan yanadır. Mezarlıkların şehir dışında olduğu varsayımından yola çıkarsanız Silivri’nin girişi ya da çıkış olduğunu anlayacaksınızdır…

Bando bir yandan marş çalıyor, kasabalı bir yandan alkışlıyor ve bandoya tempo tutarak marş söylüyorlar…

Ne olduğunu anlamaya çalışıyorum!

Ben tekrar arabaları soruyorum, topları soruyorum, üstündeki insanları soruyorum. Babam cevaplamaya çalışıyor! Bunlar askeri kamyon, Cemse diyorlar (GMC), bunlar top, bunlar tank üstündekiler askerlerimiz! “Nereye gidiyorlar”? Diyorum, “Savaşa” diyor babam, nerede savaşacaklar diyorum Kıbrıs’ta diyor… “Uzak mı”? Diyorum, “Çok uzak” diyor…

Karşı kaldırımda benden az biraz büyük çocuklar var. Ayaklarını yere vurarak kamyonların yanında “rap rap” yürüyorlar. Daldırmışım kendimi bandonun sesine, ayaklarımla tempo tutarak ben de yürüyorum. Değirmenin önünden Mezarlığın kapısına kadar gelmişim. Tabii ki durumun farkına varan babam, sesini çıkarmıyor, uzaktan takip ediyor beni!..  Ayaklarımı yere vurmaktan tabanlarım yanıyor ama karşı kaldırımdakiler devam ediyorlar. Bir dursalar bırakacağım ben de… Babam yetişti imdadıma, “Gel bakalım böyle tüfeksiz yürünmez” deyip, beni kucakladığı gibi ayrıldık oradan. Ne kadar çok asker vardı ne çok kamyon vardı. Kuyu çıkmazı sokağındaki anılarımdan biridir. Tam 8 ay sonra 1964 yılının ağustos ayının sekizin de Kıbrıs semalarında uçaklarımızı uçurmaya başladık! Birdenbire kara bir haberle sarsılacaktı ülkem. Cengiz Topel adlı Pilotumuzun uçağı düşüyor paraşütle atlıyor ama yakalanıp, işkenceyle şehit edilecekti…

Kuyu Çıkmazı Sokağı’nın diğer ucu Kanlı Çukur Sokağı’na çıkıyordu. Şimdilerde “Çukur” adı dizinin senaryosuna ilham oluyor ama bizim çukurumuz üstelik de kanlı olarak anılıyordu!..

Artık sokak iznim var ama sınırlıydı. Sadece akşamüstleri, sığır sürüsü ve atlar suya giderken çıkar, seyreder içeri girerdik!  o yıllarda herkesin bir iki hayvanı var evlerinde. Sabah sığırtmaçlar, kale mahallesinden çıkarırlar sürüyü harmanlığa kadar geçtikleri yerlerden toplayarak götürürler meraya yayarlardı. Hemen karşımıza Asım (Kıyıcı) Ağabeyler vardı! 150-200 kadar koyunu vardı.  O çıkarır sürüsünü akşam geç vakitte dönerdi… Akşamüstü, Âdem Hoca çeşmesine atlar gelirdi sularını içerler yine evlerine dönerlerdi. En çok hoşuma giden de atları seyretmekti! Çok hoştu ama bir gün bu hoşlanarak seyrim sona erecekti! Akşamüstü, atların suya geçişinde ayak seslerini duydum ve koşarak kapıya çıktım. Evet, Âdem Hoca çeşmesindeydiler kana kana su içiyorlardı. Biraz durdular, bakındılar, mezarlığın yanında eğleştiler ve koşarak geri dönüyorlardı. Ben koştuklarını görünce sokak kapısına sırtımı dayayarak geçmelerini seyre daldım. Çok heyecan vericiydi. Onlar geçerken yer titriyordu. Bir anda inanılmaz bir şey oldu. Biri gruptan ayrılarak üzerime geldi. Her şey o kadar çabuk olmuştu ki başıyla beni kapıya doğru ittirdi. Kapı açılıp yere düşmüştüm, yüzü koyun yere kapaklanmış ellerimle de gözlerimi kapatmıştım ama atın solumaları ensemdeydi! Onu kızdıracak bir şey de yapmadım! Üzerime basmıyor, beni ezmiyor ama başı sırtımda soluyarak öylece bekliyor!

Bahçenin içinden kadınlar koştu, sokaktan geçen adamlar atı kovaladı! Beni ayağa kaldırdılar, su içirdiler, sordular, soruşturdular iyi idim çok şükür! Sahibi geldi Topçuların Sırrı Ağabey. Bana soruyordu: “Taş attın mı, elinde sopa mı vardı. At sana neden yöneldi, senden mutlaka bir şey görmüştür! Yoksa bu atlar yıllardır gelip sularını içerler dönerler…” diyordu. Ben bir şey atmadığımı söylüyorum, kendimi savunuyordum…  “Elimde elmam vardı” demeye kalmadı, Sırrı Amca bastı kahkahayı! “Senin elinden elmayı almak için koşmuş üstüne!” diyor, gülüyordu. Sonradan anımsadım, beni ayağa kaldırdıklarında elmam kayıptı!..

Kuyu çıkmazını terk edeceğimiz günler yakındı! Artık Ali Bey Mahallesinden taşınıyor, Piri Mehmet Paşa Mahallesine gidecektik, kendi evimize taşınacaktık!..

Kıştan yeni çıkmış, mart ayının sonlarındayız! Mekânımız yine kapının önü! Mahallenin kadınları da kapıların arkalarında toplanıp, demledikleri çaylarını yudumluyorlar!.. Kapı aralığından da gelen geçeni dikizliyorlar…

Bir kadının çığlığı ortalığı çınlatıyordu! Yalvarıyor, yakarıyor ağlıyor inliyordu. Hemen bahçeden içeri girdim ama sese bütün kadınlar çıkmış çıkan içeri kaçıyor kimisi hırkasını, çemberini atıp öyle içeri giriyordu. Kadın anadan üryan çıplaktı üç adam bellerinden kemerlerini çıkarmış, kadını döve döve asfalta doğru sürükleyerek götürmeye çalışıyorlardı!.. Kadınlar, başlarındaki çemberleri, üzerlerindeki feracelerini, yeleklerini kadının üstüne atıyorlardı! O üç erkek, atılan giysileri kadının üstünden alıp geri atıyor, bir yandan da “Yapmayın bacılar bu çıyana, bu yılana acımayın girin içeri” diye bağırıyorlardı!… Kadın kimdi, erkekler kimdi, neciydiler, kadının nesiydiler, kimse bilmiyordu.!

Arkalarından bakarken bir anda kadınlardan bir alkış koptu! Anlamaya çalışıyordum… Karşıda bir kadın yolun ortasında elinde bir direnle yolu kesmiş bağırıyordu! Köpeksiz köyü gördünüz de köteksiz mi sandınız! Dağılın bre soysuzlar bırakın kadını. Kendi ananızı, kardeşinizi koyun zavallının yerine sizin namusunuz yoksa sokakların namusu var!” diyerek, inletiyordu ortalığı… Direnini de onlara yöneltmişti. Bir anda kadını kolundan tutup bahçesinden içeri itiverdi! “Haydiyin gidin buradan, gidin yolunuza, kapıya yönelenin leşini sererim yola!” deyince, çaresiz üç adam koşar adım kanlı çukurdan aşağı kaçmaya başladılar!… Topçuların Fahriye Ablaydı… Bütün kadınlar koştular yanına sarıldılar Fahriye Ablaya. Karakoldan polisler geldi, kadını götürdüler. Kurtulmuştu kadın…

Kuyu çıkmazı Sokaktan çıkma vakti gelmişti, bir gün evimizi topladık, arabaya yükledik. 05 05 1964 tarihinde Piri Mehmet Paşa mahallesi Yeni sokaktaki evimize gelmiştik!…

Önceki İçerikSucu Mümin Çengel
Sonraki İçerikSarhoşum ah düşünmekten
İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

Öğretmenler Günü

Biz de Oradaydık!

Aziz Nektarois Anıldı

LOLİPOP

Örselemeden!

İlgili Yazılar

Öğretmenler Günü

Biz de Oradaydık!

Aziz Nektarois Anıldı

LOLİPOP

Örselemeden!