Ana SayfaLütfü ErtürkSEN KIMSEYI SEVEMEZSIN

SEN KIMSEYI SEVEMEZSIN

                  Kapıdan içeri girdiğinde durup biraz bekledi! Derince bir nefes aldı; sanki havayı koklar gibiydi “Gelmemiş” diyerek iç geçirdi. Elindeki küçük beyaz bastonu sallayarak çalışma masasına yöneldi. Gözleri görmüyordu;  8 yaşında iken trahoma hastalığı geçirmişti. Devlet körler okulunda eğitim görmüş, uzun yıllar resmi bir dairede arşiv memuru olarak çalışmaktaydı..Arkadaşları, “Günaydın latif bey, bu gün çok şıksınız latif bey, hava ne güzel değil mi latif bey?” Diyerek kendisini selamlıyorlardı. Onun ise akli kapıda idi  “ Niye gecikti acaba?” Diye soruyor, kafasında bir cevap arıyordu.

Kapı hızla açıldı ve şık giyinmiş bir bayan içeri sert adımlarla girip, masalardan birine yöneldi. Latif beyin; herkesten önce “ hayırdır Gülşen, geciktin” derken sesi titriyordu.

Gülşen;

—Al buyur iste birde latif Bey’e hesap verelim. Deyip kestirip attı. Latif Bey’in hiç beklemediği bu cevaba canı sıkılmış ama daha da canını sıkan Gülşen’in tedirgin ve aceleci tutumuydu. Bu geç kalmaktan kaynaklanan bir durum değildi. Latif Bey’in boğazına bir şeyler düğümlenmişti. Sezgilerinde yanılmazdı… Yutkunarak bir şeyler söylemek istedi. Gülşen o halini görünce üzüldü; yanına yaklaştı ve yumuşak bir tonla “ Tamam biraz gerginim hepsi bu, söyle bakalım beni nasil buldunuz Latif Bey’ciyim?”

Latif bey canı sıkkın bir şekilde acı bir tebessüm kondurarak dudaklarına;

—Çok şık giyinmişsin Gülşen, bu gün bir randevun olmalı!

Gülşen şaşırmıştır. “Yapmayın canım nerden çıkardanız şimdi randevuyu?” derken, göz ucu ile de diğer arkadaşlarını süzüyordu. Latif bey, konuşmasını sürdürdü;

— Önden Düğmeli bir etek giymiş olmalısınız! Siyah, Geçerken masama sürtündünüz. Eteğinizin düğmeleri masamda sürtünerek ses yaptı. Rengini ise;  bu eteği aldığınızda arkadaşlarınıza anlatırken duymuştum. Muhtemelen üzerinizde de siyah bir gömlek vardır. İçeri girdiğinizde önce askıya yöneldiniz, her zaman ki gibi ancak iki defada asmayı başardığınız kırmızı ceketinizi astınız ve ayağınızda sivri burunlu botlarınız var topukları çok ses çıkarıyor.

Gülşen dayanamadı ve “ Sizin görmediğinize inanmıyorum latif Bey! Tamam, hepsi birebir aynen dediğiniz gibi ama randevuyu nasıl çağrıştırdınız bütün bunlardan”

Latif bey;

—Bak Gülşen, gözlerim görseydi şimdi anlatacaklarımı göremezdim o zaman sadece size bakacak ve sizi görecektim. Oysa şimdi birden fazla şeyi görüyorum ve hissediyorum. Geciktiniz, çünkü sabah kuaföre gittiniz. Siz hiç geç kalmazdınız! İçeri girdiğinizde kokunuz, her zaman küllendiğiniz parfüm değil. Değişik ama daha ağır bir parfüm kullandığınızı hissettim. Sinirlisiniz, çünkü sabah geç kaldığınız için öğleden sonra nasıl izin isteyeceğinizi hesaplıyordunuz. Mesleğinizde kariyer bekliyorsunuz ama tanışacağınız kişinin iş dünyanıza nasıl etki edeceği düşüncesi de sizde oldukça merak uyandırmıştı. Üstelik yaş 28 ve oldukça ağır başlı bir tavrınız oluştu!

Gülşen;

—Sayenizde Latif Bey, bana şöyle yap, böyle dur, şunu konuş, bunu konuşma, derken gençliğim gitti. Evet, bildiniz ciddi olacağını sandığım biriyle buluşacağım. Sizden ricam içinizdeki bana karşı olan duygularınıza bir son verin. Ne olur unutun beni, gelin arkadaş kalalım, dost kalalım sizinle. Bana bu kadar bağlanmayın Bakın, ben de acı çekiyorum. Sizi anlıyorum ama imkânsız işte biliyorsunuz. Evlisiniz!

Latif bey;

—Sizi anlıyorum, ayrılsak da kalbimde, hep size ait bir yer olacaktır. Önemli olan benim durumum değil; asıl olan sizin durumunuz.

Gülşen “ne varmış benim durumumda? Söyler misin, ne varmış ha?” diyerek bağırmıştı. Herkes onlara bakıyordu.

Latif bey;

—Gülşen, gitme desem de gideceksin biliyorum ama döneceksin! Bir şiir okuyarak geleceksin yanıma ve ben de sana şiirler okuyacağım. Bir daha, bir daha okuyacağız. Bu zehri içtik biz ve soyutlandık diğer insanlardan. Ben gidersem asıl sen o zaman kork! Öksüz kalacak sokaktaki sarı çocuk, limandaki beyaz tekne, kuşkanadından gönderdiğin selamın, öksüz kalacak sarkıllarındaki ayrılıkların ve öksüz kalacak yağmurlarında ıslanan Issız Adam…

Gülşen;

—Ne olur başlamayın yine, beni de düşünün biraz. Öğleden sonra dediğiniz gibi yokum.

Akşam olmuş, güneş tepelerin ardında kaybolmak üzere, yer gök kızıla boyanmıştı. Latif Bey evinde balkona çıkmış, çiçeklerinle konuşuyordu.

—Sevgili Begonyam, bu gün nasılsın? Sana bu günü aslında hiç anlatmak istemiyorum ama sırrımı da bir tek sen biliyorsun. Dur! Sana eskilerden güzel bir plak dinleteyim, hem de Zeki Müren’den, kadehimi de doldurup geleyim.

Eline bir 45’lik alıp, kadife bir bezle tozunu aldıktan sonra yavaşça pikaba bıraktı.

Sen kimseyi sevemezsin

Sevmeyeceksin, sevmeyeceksin

Rüzgârların önünde kuru bir yaprak gibi

Sürüklenecek, sürükleneceksin.

Şefkat nedir aşk nedir?

Ömrünce bunu bilmeyeceksin…

Rüzgârların önünde kuru bir yaprak gibi

Sürüklenecek, sürükleneceksin…

—İşte Böyle, benim asil duruşlu begonyam bu sefer ki gidişi acı oldu! İçimde hissettim, içimden bir şeyler gitti beraberinde. Hadi ona içelim bakalım. Zeki’de söylüyor ha; bu şarkıyı değil mi?

İçeriden;

—Bey, sofra hazır yemeğe buyur.

—Siz başlayın, birazdan gelirim

.Söyle benim begonyam ufuklar güzel mi? Ufuklar hep umut demekmiş, benim hiç beklediğim umutlarım olmadı ki bakacağım ufuklarım olsun.

—Kızım kalk bak, şu baban ne yapıyor orada, üşütecek kendisini yine.

—Baba, baba! Anneeeee,  Yetiiiişşş! Babammm.

Rüzgârların önünde… Kuru bir yaprak gibi…

Önceki İçerikÇOK DA TIN! ÇOK DA FİLARMONİ!
Sonraki İçerikHırsız Vaaar!
İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm

Direniş

Şehrül Emin

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..

İlgili Yazılar

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm

Direniş

Şehrül Emin

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..