Ana SayfaLütfü ErtürkRüştün İspatı...

Rüştün İspatı…

Önce bir bakalım mı? Neymiş bu rüşt? Nasıl ispatlanırmış?Rüştün ölçüsü nedir? Boy pos endam mı? Yoksa düşüncenin  göreceli yapısı mıdır?

Rüştün ispatı, çoğu zaman göreceli bir kavrama dayandırılmak istenmiştir. İşte bu yüzden özellikle genç kızlarımızda rüştün ispatı, biraz da boy pos endama kurban gitmiştir. Örneğin: Yaşı tutmadığı halde fiziki gelilşmişliği ön plana alınarak evlenmesinde sakınca görülmemiştir…

Ya siyasette?…  Bizim zamanımızda, 20 yaş yetmezmiş gibi bir de askerliğin yapılıp, yapılmadığı sorgulanırdı? Karar verme yeteneğimize nasıl bir etki edeceğini düşündüyseler!

Bağımsız olarak yapılan  tanımlamaları da aşağıdaki gibi yapılmıştır!

a)- Yasal sorumluluklarını taşımak ve sonuçlarına katlanmak şartı ile kendi kendine karar verme ve uygulama erkine sahip olmaktır.

b)-zekâ ve beden özürü bulunmayan her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı için 18 yaş, rüştünü ispat yaşı kabul edilir.

Yani diyor ki;  mecazi anlamda bir işte başarılı olduğunu ya da güçlü belirtileri ile başarılı olacağını kanıtlamak….

Bundan kısa bir süre önce   “İşte Bu” adlı yazımda  İki CHP’li arkadaşımızın aniden ve apar topar başkanlık adaylıklarına aday olmalarını biraz da şaşırarak büyüteç altına almıştık! Başkanlık hevesine tutulmuş bu arkadaşlarımızın bu tutumları, bizzati şahsıma pek inandırıcı gelmemiş, bu durumun Belediye Başkanımız Özcan Işıklar’ın bir B planı olarak ileri sürüldüğünü iddia etmiştik! Ne yazık ki gelinen nokta bizim işaret ettiğimiz nokta! Olası bir ön seçim ihtimaline karşı vaziyet alacaklardı…

Mümin Koçoğlu aday adaylığı sürecinde çok rahattı! 10 dakikalık bir rolü vardı çıktı oynadı ve en iyi yardımcı erkek oyuncu  ödülünü alarak sıralamadaki yerine döndü!…

Mesele, senaryonun dışına çıktığında  gerek Bora Balcıoğlu’nun, gerekse senaristin dışında gelişen halkın talepleri karşısında değişikliklere gitmeye karar verdiler!… Çünkü halk Bora Balcıoğlu’nun rolünden etkilenmiş ve izlemekten sıkıldıkları senaryodan ayrılmasını istiyorlardı…

Oysa, oyuncuların  hepsi iyi biliyordu ki bu bir rol kapmacaydı ve herkes rolünü iyi oynayacaktı! Geriye kalan tek mesele ise bunu, bu şehrin insanına bir flim olmadığına inandırmaktı!…

Öyle de oldu! İnandılar…

Bora hareketi , her kesimde tuttu!

Niçin, tuttu dersiniz? Şayet, siyasetin öncü sarsıntılarını iyi takip etseydiniz, bunu hemen anlayabilirdiniz! Sayın Işıklar, toplum siyaseti yapan bir başkan sıfatından, bireysel kavgalara meyilli bir siyasetçi görünümüne bürünmüş, kişi ve gruplarla tartışan bir yapıya dönüşmüştü! ( Bu gibi durumlarda Sayın Balcıoğlu araya giriyor orta yolu bulmaya çalışıyordu) Bu durum  neyi getirecekti?

Halk hareketini tetikleyecekti! Beklentiler, bütün bir şehrin insanların kafasında sorgulanmaya başlandı…  Eskaza ve  bir şekilde alınan adaylık, toplumun kırgınlığını daha da çok öfkeye dönüştürmüş oluyordu! İşte, bu anlamda iki isim ortaya çıkacaktı!

Bu öfkenin yatıştırılmasında halkın gözünde bu yarışa hakikaten sağlam asılan iki isim öne çıktı! Bora Balcıoğlu ve Selami Değirmenci…

Selami Değirmenci , en sağlam faktördü ama  Bora Balcıoğlu, halkın çok istediği bir aday durumuna geçince yeni bir oluşumun kendiliğinden doğmasına neden oldu!…

Sayın ışıklar’ın siyasi, kıvrak zekâsı;  birdenbire işe yarayacak hamleleri ardı ardına yapmasına  ihtiyaç duydu! Eski halefi- selefi durumundaki  Abdullah Yıldırım’ı son dakikada kurtarıcı olarak oyuna soktu! Abdullah Yıldırım’da toparlayacı ağbi rolünü benimsemiş olacak ki tereddütsüz kabul etti (!) Oysa, Sayın Başkanın planları başka idi!Akilane davranıp, aklı karışan Bora Balcıoğlu’na Sayın Yıldırım’ı kavalye edecekti! Amiyane tabiriyle kapandaki peynir olacak… Başardı da…

Belediye Başkanımızın ve Yardımcısının ortak sloganları neydi? Huzurumuzun devamı için…  …Birlikte başaracağız! ( Daha önce de bu konuyu işlemiştik)

Geldiğimiz yer, başladığımız yer!

Bora Balcıoğlu, söz verilen görevine dönecek ama halkın arasında  artık güvenilen, o karşı geliyormuş gibi dikilen kişiliği sorgulanacak hatta daha ilerisi uzun yıllar sürdürebilirlik liderliğini şu iki cümlede bitiriyordu…

Ne diyordu Sayın Başkanı: “Bora benim oğlum gibidir(!)

Yetti!

Bora Balcığlu’nun siyasi rüştü zaptedildi mi? Yani, bu filmin senaristi de benim, prodüktörü de benim diyor! Ya sonra ne diyor? Sezon finalini yaptık diyor!

Şimdi, beş yıl sonra ne olur? Bora Kardeşimiz, içindeki o ateşi tekrar yakablir mi? Kendini anlatabilir mi? Ya da diyebilir mi? Bir gazeteci , bizim için planın parçası demişti ama değildik diyebilir mi?

Neyi deyip neyi demeyeceğini bilemem ama! Siyaseti  okuyamadığı malumumuzdur. Kendi adına oluşan bir hareketi  okuyamayan, direnişin başına geçemeyen bir genç adamın rüştün zaptı hikâyesini anlatmaya çalıştım sizlere…  Kelimelerin içinde çok anlamlar vardır! (Kutsal kitabımız bile bir kaç anlamla yazılmıştır. Ebcet alfabesini  çözen alim oluyor)…

Demokrasi’yle Cumhuriyet’i birbirinin alternatifi olarak görmekten kaçının, biri sizi korur, diğerini siz korursunuz!…

Bizim, rüştünü ispatlayamayan siyasetçilerimiz, kuvvetlinin karşısında azad kabul etmez köle gibidirler. Ama bizler kuvvetten düştüğümüz de arslan kesilirler….

Kerameti,  kendinden menkul sayanlar rüştünü ispatlamış oldular!  ama 5 yıl uzun bir zaman, senaryonun bundan sonraki bölümü nasıl yansır?  Hep birlikte göreceğiz…

İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm

Direniş

Şehrül Emin

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..

İlgili Yazılar

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm

Direniş

Şehrül Emin

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..