Ana SayfaLütfü ErtürkGeçmeden Bor’un Pazarı

Geçmeden Bor’un Pazarı

Cumhuriyetimizin acı ve utanç dolu bir hikâyesine kadar uzanır, şu günlerde çokça güldüğümüz; bor madeninin hikâyesi!…Bu hikâyeden başlayarak bir bakalım, yakın siyaset tarihimize…

Mustafa Kemal’in emriyle1937 yılında temelleri atılır! Binlerce köylü, yüzlerce mahkûm taş taşır! Nazım Hikmet bile mahkûm olarak taş taşımıştır. Parasızlıktan, bir türlü bitmez inşaatı… Ruslar fabrikayı bitirebileceklerini ancak karşılığında bor madeni ile ödeşmeyi teklif ederler!

Üzerinden, 15 yıl geçmiştir ve Ülke çok partili döneme girmiştir ve iktidarda Demokrat parti vardır.  Kabul edilir ve 1955 yılında bitirilir fabrika!

Hangi fabrikadır bu? Karabük Demir Çelik Fabrikası…

Çok geçmez, devreye Amerika Birleşik Devletleri girer! Bor madeninin, Ruslara verilmemesini salık verir! Bor madenini kendisine verilmesini ister. Ne karşılığı? Marshall yardımları karşılığı!… Süt tozunu gönderir ama vaat ettikleri maddi yardımlar bir türlü gelmez! Aramız açılır, Yıl, 1958’dir ve Sayın Menderes, Rusya ile flörtü yeniden gündeme getirecektir. Dolar bir anda 9 TL’dir ve Moratoryum ilan edilir ülkede… Gerisini biliyorsunuzdur zaten!

14 Mayıs 1950’de seçimleri kazanan Rahmetli Adnan Menderes ve Demokrat parti  % 62 oran ve 408 milletvekili ile iktidara yürüyecekti! Sonra sırasıyla 1954, 1957 seçimleri ile halkın coşkusu tavan yapmıştı! 1960 yılında ölüm sessizliğine bürünüverdi bu ülke…

Yıllar sonra yeniden sahnelenecekti bu oyun!

21 Şubat 2001 krizini geçiverdiler ülkemize…

Anımsadınız mı?

Amerikan Doları; bir gecede, üçe katlamıştı!..

O dürüstlüğünü öve öve bitiremediğimiz  rahmetli Bülent Ecevit bir gecede gözümüzden düşmüştü!…   ( 627.- Tl civarında olan kur, üç gün içinde 1690.- TL görüvermişti)

Rahmetli bağırıyor, çığırıyor, “benim haberim yok! Hüsamettin’e sorun…”  Diye çırpınıyordu!… Bunaklıkla suçladık; O koskoca Kıbrıs fatihi Karaoğlan’ı görüntüsüzlükle suçlayıp, özelliğini yerle bir ettik…

Amerika, her şeyi o kadar güzel planlamıştı ki bir gece sonra yani, 22 Şubat 2001 tarihinde Ecevit, Kemal Derviş’i dışarıdan bakan olarak atayacaktı! Kemal Derviş, 15 gün sonra 48 saat içinde 25 bankayı birden kapatacaktı!

Çok değil, 14 Mayıs 2001 de Kemal Derviş ve eşi diye bildiğimiz, “Catherine” isimli Amerikalı bir bayanla ve 40 milyar dolarla dönecekti Amerika’dan!  Ne oldu, o 40 milyar dolar? Kimlere paylaştırıldı?… Hala sırdır ve bilin istedim!

Anımsadınız mı?

O günlerde, Devlet Bahçeli’nin sesi ortalığı yıkıyor, durumdan şikâyetini aleni bir şekilde ortaya koyuyordu!

21 Şubattan 2 gün öncesine bir gidelim mi?

Salı günün gelişi, pazartesinden belli olacaktı! 19 Şubat 2001 pazartesi günü Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer Başbakan Bülent Ecevit’e anayasa kitapçığını atarak, 2001 krizinin başlama vuruşunu yapacaktı!

Bir hafta sonrasında bu olay halka yansıyacak, 27 Şubat 2001Salı günü Başbakan Bülent Ecevit’in ayaklarının dibine yazarkasa atacaktı esnaf!  Halk bir kurtarıcı arıyor ama CHP o günlerde neredeyse köşe bucak saklanıyor,  kim alırsa alsın politikasını güdüyordu!…  (1994 genel seçimlerinde aldığı yarayı (% 8,4) hala saramamış görünüyordu…)

Ak Parti ya da o günkü deyimiyle AKP (Adalet ve Kalkınma partisi) kuruluyor, 03. Kasım 2002 tarihinde 34.6 ile seçimleri alıyordu! 58. Hükümeti Abdullah Gül büyük bir coşkuyla kurmuş,  4 ay sonra da Siyasi yasaklı olan Tayyip Erdoğan, 15 mart 2003 yılında % 85 oyla Siirt’ten milletvekili seçilerek 59. Hükümeti kurarak ülkeyi yönetmeye talip oldu…

Hiç unutamam, 03. Kasım 2002 seçimlerinde ellerinde ampul ile meyhanelere dalmışlardı! Onların elinde ampul, bizim elimizde kadehler vardı. Kadehlerimize, ampulleri tokuşturarak oy istemişlerdi! Benim karşıma Abdulkadir Aksu düşmüştü!

Bor’un pazarı daha geçmeden, rakılara geçirmeye başladılar!…

16 yıllık iktidar ne getirdi, ne götürdü? Bunu tartışmayacağım!

Şimdilerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan nasıl kurtuluruz hesapları yapılıyor! Ya sonra? Kim var sırada? Muharrem İnce ya da Sonrasında belki de İbrahim Kalın (!)…

Ben, hiçbir ülkede kendi adından bu kadar korkan bir millet görmedim!  Ne mi bu ad?

Halk!

Halk, sözcüğünün hiçbir ülkede halkın kendisini bu kadar rahatsız etiğini görmedim! Üçü, beşi, yüzü, bini bir araya gelmekten imtina eden başka bir halk tanımıyorum! Ve bu ülkede halk hep kendini şikâyet eder olmuştur. Çocuklarını bile emperyalistlere gözünü kırpmadan vermiştir ki korktuğundan yanlarına bile gidememiştir. Bir araya geldiklerinde ise kişisel beklentileri için ancak grup olup gelmişlerdir…

Hele ki bu halk sözcüğünü bir de kalkın Fransızca “Komün” diyerek söyleyin! Ar, namusun gider, evin taşlanır, bir gece karanlıkta dövülürsün, üç aya kalmaz infaz edilirsin! Komünistti dediklerinde yargı bitmiştir zaten!…

İşte, o halk yıllarca kendi davasını, kendi aramadı! Hep, kendi adına arayacak birilerini taşeron kıldı… Bulduklarında da “geçti Bor’un pazarı” oldu!…  Yani kısacası, bir futbol karşılaşmasında bulduğumuz komünal yaşamı, siyasetimize yansıtamadık!

Kapitalizm, gölgesinden yararlanamadığı ağacı keser sözünü hatırlarsak; bizden, bir orman kesmiş gibi oluyor!…

Amerika aynı oyunu bir kez daha oynuyor bize! Belki, Catherine’i yeniden ülkemizde görmek nasip olur bizlere… Emperyalistler ve bunların ağababası ABD borç verdiği herhangi bir ülkede hükümetlerin, halklarını nasıl yönelttikleri ve o ülke halkının nasıl sıkıntılar içinde yaşadığı ile hiç mi hiç ilgilenmez!

Öyleyse gelin biz halk olalım! Tam bağımsız bir Türkiye için biz karar verelim!

Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer

Ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak

Kabahat senin, demeğe de dilim varmıyor ama

Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!

Nazım hikmet

Öylesine bir yazıydı işte, takmayın siz kafanıza!

Önceki İçerikGökyüzü Cinayetleri
Sonraki İçerikHesap Adamı
İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

Öğretmenler Günü

Biz de Oradaydık!

Aziz Nektarois Anıldı

LOLİPOP

Örselemeden!

İlgili Yazılar

Öğretmenler Günü

Biz de Oradaydık!

Aziz Nektarois Anıldı

LOLİPOP

Örselemeden!