Ana SayfaLütfü ErtürkAyrılık göründü falda

Ayrılık göründü falda

“Kavuşacaksın!”  sözü ile kendime geldim.  Arkamı dönüp baktığımda bir Çingene kızının, çay bahçesinde bakla falı baktığını gördüm.Gülümsedim, niçin gülümsedim bilmiyorum ama gülümsedim işte! Sahi nasıl gelmişim buraya kadar. “Ayaklarım getirmiştir, hem de bana sormadan” diyerek iç geçirdim.

Tekrar bir gülümseme oturdu dudaklarıma.  Çingene kızıyla göz göze geldik. Başıyla yandaki masayı işaret ederek “otur “ emir kipini hayâsızca yüzüme söyleyiverdi.

Masadaki kızlara baktım üçü de 15 yaşlarında varla yok arasındalar. Gülümsedim ve“ ben de anlarım bakla falından” diyerek masaya resmen iliştim. Niyetim, Çingene kızını mat etmek.

“Bak bu baklanın duruşu hoş değil, bu gitmiş dedim!”

Kızlardan biri, “Dur bakalım, nereye gittiğini de söylersen sana inanacağım” dedi. Göz ucuyla Çingene kızına baktım. Şaşkınlıkla yüzüme bakıyordu. Göz kırptım, kızlara dönerek, bana çok kızdı” diyebildim.

Kara kuru ve kirli elleriyle birden baklaları avuçlayarak havaya attı. “ Sana bu” dedi.

Param yok! Dediğim de;  “istemem zaten”  diyerek terslendi..

Kapkara yüzünde parlayan iki kara gözünü suratıma dikip, kendi falını da söylemek ister misin? Yoksa ben içindeki yangını diyeyim mi? Diye söylendi.

İki baklanın arasına ters bir şekilde gizlenmiş gibi duran mavi düğmeyi, işaret ettim.

Bu o değil mi? Dediğim de;  kafasını sallayarak onayladı. Yüzüme daha dikkatli bakıyor, diğer kızlar gibi o da merak etmeye başlamıştı. “Üzgün” dedim, “Hayli üzgün ağlamaklı” dediğimde falcı kızın ellerine takıldım birden! “belli yıkılmış bir kadın, hayli çirkin hayli geçkin ağlamaklı. Zayıf incecik elli, incecik elli kalın dudaklı, hayli yıkılmış hayli ağlamaklı” Falcı kız “ Abe, bırak şarkıyı da söylesene ne gördün?” Yan gözle yandaki masaları kontrol ediyorum.  “Demek ki sesli söylemişim” diyorum, gülüyorum…

Gözlerim,  masaya saçılmış baklalara takılıyor yeniden. Mavi küçük bir düğme arkası dönük, iki bakla ile kucaklaşmış ağlıyor gibi.

Birden buz kesiyor tenim. “Ben ne yapıyorum, nasıl oturdum buraya” diyerek sorular yağdırıyorum kendime. Küçük kızın eli, kolumu sarsalıyor; “bana da söylesene, hadi benimkini de söyle” diye yalvarmakla, haykırmak arası seslendiğini fark ediyorum.

Masadan hızla kalkıyorum. Denize doğru yürürken “Dönmeyecek” diyorum. Küçük kız arkamdan sesleniyor:  “Dönmeyen hangisi? Seninki mi, yoksa benimki mi?” hızla uzaklaşıyorum. Arkamdan seslenen Çingene kızın sesini duyuyorum. Yanıma sokuldu ve “dönecek” diyerek gülümsedi.

“Nasıl anladın?” Diye sordum. Tekrar gülümsedi; “Mavi düğme arkandan senin gittiği yöne doğru yuvarlandı dedi.” Gülümsüyordum ama canım da yanıyordu. Elimi Çingene kızın omzuna koydum.

“Bak bilemedin yine!”  dediğimde kız şaşkındı. Dönmeyecek olan küçük kızın ki…

O niye dönsün ki? Giden bendim, diyebildim…

Önceki İçerikSAHİBİNİN SESİ
Sonraki İçerikAtam İzindeyiz…
İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

Örselemeden!

Güzel Haberler de var!..

Meeting

FAŞİSTLER KÜMEYE !..

Anımsamakta Yarar Var

Kanun Namına!

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm

İlgili Yazılar

Örselemeden!

Güzel Haberler de var!..

Meeting

FAŞİSTLER KÜMEYE !..

Anımsamakta Yarar Var

Kanun Namına!

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm