Hadi gelin, köyümüze geri dönelim.
Köylerin mahalleye çevrilmesi konusunda konuşalım biraz.
Köydük şahtık, sonra ne oldu da biz bu işten caydık?
Birileri, köylerden utanmaya mı başladı?
Önce köylerimizin ortasından, sağından, solundan otobanlar geçmeye başladı. Sonra otoban kenarlarına tesisler kurulmaya. Aaaa burada yol varmış deyip sağına soluna fabrikalar yapılmaya başlandı. Bunun adına da biz size iş getirdik dendi.
Avrupa'da hiçbir köylü köyünden vazgeçmezken, bizlerin çıtı bile çıkmadı. Gençler hayvancılıktan, tarla tapandan vazgeçmeye başladı.
köylerden göç başladı!..
Ama Ne için?
O taze sütüne, yumurtasına, dalından meyvesine, sebzesine meftun olan göçerler köyden rahatsız olmaya başladı. Burası köy müdür ki, her yer hayvan kokuyor nidaları belediye şikâyet kutularında yankılandı. Bu yankı karşılığını da buldu tabi. Söz hakkı köylünün değil, artık mahallelinindi.
Birgün, bir uyandık Ayşe Teyze ağlayarak ineğini satıyor. Şikâyet edilmiş, kokuya dayanamıyoruz bıktık sinekten, sebebi de inek denmiş. Ayşe teyze ve onun gibi gelirini o beş on litrelik sütten kazanan birçok köylü de bu şikayetlerden nasibini aldı. Süt yok değil, artık randevuyla alıyoruz. Ayağımıza kadar da geliyor. Ama şöyle akşamdan Ayşe teyze yarın sabah bana iki litre süt ayır dediğimiz Ayşe teyze yok artık! Tavuklar ortalıkta geziyormuş. Bahçeye giriyor zarar veriyormuş, ortalığa pisliyormuş. Hadsiz tavuklar! Tavuğun gezeni mi olurmuş?.. Ama gezen tavuk yumurtası arıyor haspam(!)
Üç beş şeritli yollarla mutlu olurken. Egzoz dumanından sağında solunda duran tarlaların verimsizleştiğini göremedik. Boy boy buğday başakları yok artık. Ayçiçekleri avuç içi kadar. Fabrikalar iş getirdi. Göç getirdi.
Peki neleri götürdü? Hiç sorgulamadık.
Şimdi önü alınamaz durumda. Hadi köyümüze dönelim hayali de yok artık.
Köy yok artık.
Restore edilmiş mahalleler var. Büyük Şehir Belediyesi bünyesine alındılar. Rant denen bize hiçbir faydası olmayan çıkarlar uğruna. Tarlalar başka türlü imara açılamaz, fabrika izinleri başka türlü çıkamazdı.
Çünkü, kesin kuralları vardı köylerin. Sadece tarım ve hayvancılık yapılabilirdi. Çok değil, sadece yirmibeş yıl ne kadar çok şeyi değiştirdi. Artık tarlalarda boy boy binalar yeşeriyor.
Bunlar olurken köylü neredeydi?
Oradaydı, hala da orada. Şimdi kocaman bahçeli evinde değil bir apartman binasında yaşıyor. Sevindi önce...
Tarlasının ederi artmıştı. Artık adı tarla, değil arsaydı.
Mahalle olunca, doğal gaz gelecekti. Çocuklarının da evi olacaktı. Köy çeşmesinden su taşımayacaktı karısı. Soba yakmakla uğraşmayacaktı. Elini sıcak sudan soğuk suya sokturmam Hatçem vaadini yerine getirmiş evladına son model araba alacaktı.
Çünkü o bir köylü değil Yerinden kıpırdamadan büyük şehirli olmuştu.
Şimdi şurada gördüğün binalar var ya, bir zamanlar bizimdi diye dolanıyor ortalıkta.
Şahtık Süleyman amca. Sen sesini çıkarmadın, şahbaz olduk sayende.
Kendi köyümüzün yabancısı olduk. Moderen olduk sayende(!) Bak şimdi hayvan yok ortalıkta. Seni uyandıran çilli horoz çorba oldu. Haremi tavuklar dipfrize doldu. Salça yapmaya domates bulunmuyor. Kilosu altmış lira oldu. Kışlık yapmak hak getire Süleyman amca. Tarhana beşyüz lira. En son ne zaman bamya yedin?
Üst katına ev yaptığın oğlanı en son ne zaman gördün. Gelin kızın bir tas çorba getiriyor mu hasta olunca.
Şahtık, şahmışız köylü olduğumuzda. Kıymetini çok geç anladık. Köyün havası da değişti, suyunun tadı da.
Kedi nerede?
Ağaca çıktı.
Ağaç nerede?
Balta kesti.
Balta nerede?
Suya düştü.
Su nerede?
İnek içti.