Ana SayfaEsra SelimoğluSEKİZ YÜZ ELLİ YEDİ

SEKİZ YÜZ ELLİ YEDİ

“O ne mutlu, mübarek bir kuluymuş Allah’ın!

Belde-i Tayyibe’yi feth eden padişahın……..”

Diyordu Nazım Hikmet..Çok az insanın bildiği İstanbul’un Fethini anlatan “SEKİZ YÜZ ELLİ YEDİ” şiirinde….

Şiirde geçen Belde-i Tayyibe ifadesi özellikle 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı sonrası “İSTANBUL” yerine kullanılıyordu.

Büyük Fetih….Bir çağı değiştiren…Hicri takvimle 857.

II. Mehmet,

Fatih Sultan Mehmet Han.

Bir çağı kapatıp, yeni bir çağ açan…

İstanbul’u fethederek, 1000 yıllık Bizans İmparatorluğu’nu sona erdiren,

“Ebû’l-Feth” Fethin babası, “Kayser-i Rûm” Çağ açan hükümdar,

21 Yaşında bir komutan.

Bilgili ve donanımlı bir lider olmasının yanı sıra katıldığı bir çok kuşatma ve seferde bunu ispatlayan, gemileri karadan yürüterek hırsını azmini ve kararlılığını tüm dünyaya gösteren eşsiz bir askeri deha. Daha önceden bilinen ancak fonksiyonel olarak kullanılamayan havan toplarını tarihte ilk defa maksadına uygun olarak kullanarak, görünmeyen hedefleri vurmada bir ilki gerçekleştiren, ateşli silahlar, balistik, geometri ve matematik gibi ilimlerde çığır açarak ordusunu devrin en etkili konvansiyonel silahlarıyla donatmış, kendi topunu kendisi tasarlamış aynı zamanda bir mühendis.

Ülkesinde ki ilim adamları sayısının arttırılmasına ciddi manada önem veren, çevre ülkelerden ilim adamlarını, “Semerkant Rasathanesi müdürlerinden matematikçi ve astronom Ali Kuşçu’yu” ülkesine davet eden, onları teşvik eden ve o zamana kadar görülmemiş maddi ve manevi şekilde taltif eden, İslam dünyasındaki ilim adamlarını ve yazılmış eserleri bir yandan toplarken diğer yandan Bizans ve daha önceki medeniyetlere ait olan eserleri Arapça ve Türkçe’ye tercüme ettirerek kendi medeniyetine kazandıran bir bilim ve sanat aşığı.

Ayrıca gayrimüslim ilim adamlarını etrafında tutarak onların da bilgisinden istifade etme gayreti içinde olan, Arapça, Farsça, Yunanca, Latince, İbranice, Slavca ve İtalyanca dillerini bilen ve bu diller üzerinde çalışmalar yapıp kitaplar okuyan bir entelektüel.

Osmanlı İmparatorluğunun tartışmasız en başarılı padişahı olan Fatih Sultan Mehmet Han.

Bir devlet adamı, komutan, yasa koyucu ve şehir imarcısı.

Annesi; Sırp Kralı Guraç Brankoviç’in kızı Sultan Mara Despina… Topkapı Sarayı içinde bulunan Aya İrini kilisesini annesi için camiye çevirtmeyen naif ruhlu bir hükümdar.. Selanik’te bulunan Küçük Ayasofya Manastırını annesine hediye eden, başta Balkanlar olmak üzere tüm imparatorluk sınırlarında İslam-Hristiyanlık çekişmesi yerine iki ayrı dine ait halkın barış içinde yaşamasını hedefleyen, çeşitli din ve ırktan milletlerin ve etnik grupların hiçbir zaman dilini ve dinini değiştirmeye teşebbüs etmeyen bu grupların imparatorluk sınırları içinde altı asır varlıklarını sürdürmesini sağlayan dinler arası hoşgörünün mimarı.

Bosnalı Fransiskenler için bir fermanla vermiş olduğu emir, bu hoşgörünün en büyük kanıtıdır.

Ben Fatih Sultan Han, bütün dünyaya ilan ediyorum ki; kendilerine bu padişah fermanı verilen Bosnalı Fransiskenler himayem altındadır ve emrediyorum:

Hiç kimse ne bu adı geçen insanları ne de onların kiliselerini rahatsız etmesin ve zarar vermesin. İmparatorluğumda huzur içinde yaşasınlar ve bu göçmen durumuna düşen insanlar özgür ve güven içersinde yaşasınlar. Devletimdeki tüm memleketlere dönüp korkusuzca kendi manastırlarına yerleşsinler. Ne padişahlık eşrafından, ne vezirlerden veya memurlardan, ne hizmetkârlarımdan, ne de ülkemin vatandaşlarından hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak ve onlara zarar vermeyecektir. Hiç kimse bu insanların hayatlarına, mallarına ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin veya tehlikeye atmasın. Hatta bu insanlar başka ülkelerden devletime birisini getirirse onlar da aynı haklara sahiptir. Bu padişah fermanını ilan ederek burada, yerlerin göklerin Yaratıcısı ve Efendisi Allah, Allah’ın Elçisi Aziz Peygamberimiz Muhammed ve yüz yirmi dört bin peygamber ile kuşandığım kılıç adına yemin ediyorum ki; emrime uyarak bana sadık kaldıkları sürece tebaamdan hiç kimse bu fermandan yazılanların aksini yapmayacaktır.”

Bu yıl fethinin beş yüz altmış yedinci yılı kutlanan İstanbul’un Fatih’i, Fatih Sultan Mehmet Han, asırlar önce ve o dönemin şartlarına göre işte böyle demiştir.

Fatih’i…. Fatih’in torunları olarak anmak ve anlamak, bu bakış açısı ve hissiyatla yapılabilirse bir önem ve mana kazanabilecektir. Oysa ki Fransiskenlere asırlar öncesi gösterilen tevazunun mumla arandığı günümüzde konunun içselleştirilebilmesi tabi ki mümkün olmamaktadır. İnsan haklarına, farklılıklarına, saygıyla tutarlı olarak hoşgörü uygulaması, inançların terk edilmesi ve zayıflatılması anlamına gelmez.

Hoşgörü; düşünceleri, değerleri, inançları doğal olarak farklı olan insanların barış içinde ve oldukları gibi yaşama haklarına sahip oldukları gerçeğini kabul etmek demektir.

Demokrasi beşiği olan bu topraklarda, “benim gibi düşündüğün, benim düşüncelerimi savunduğun ve aksi bir ses çıkarmadığın sürece sorun yok”  anlayışı benimsendiği takdirde nice Fatih’lerin yetiştirilemeyeceği aşikârdır.

Sevgi ile kalın.

İLGİLİ YAZILAR
- Advertisment -

Son Yazılar

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm

Direniş

Şehrül Emin

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..

İlgili Yazılar

Ağustos Ayını Seviyorum!

Tohumlar Fidana

Bağımlılık ve Narsizm

Direniş

Şehrül Emin

Felsefe Yapma

Şirket Siyaseti

Bu Yılda Unutmadılar!..